Salgın hastalıklar, doğal afetler gibi ilk etapta insan hayatının ön planda tutulması gerektiği durumlarda, ekonomik istikrarsızlık ve ekonomik kayıplar ön plana çıkmıyor. Çünkü o kaybedilen can, sizin canınız, canınız kadar sevdiğiniz evladınız, eşiniz, anne-bananız, çocukluk arkadaşlarınız, geleceğin fizikçisi, düşünürü, bugünün en iyi doktoru, en yetkin bilim insanı, bir dahi, bir piyanist v.s. ve sade bir vatandaş da olabilir…

Tüm dünya ülkelerinden milyarlarca insan, salgına yakalanmamak, kendine, sevdiklerine bulaştırmamak adına bir süredir gönüllü karantinada (pek çok ülke sokağa çıkma yasağı ilan etti) ve işinden gücünden elini eteğini çekmiş durumda. Can kaybı yaşanmaması ya da minimuma indirilmesi çabası ve sorumluluğunu taşımak kolay değil. Herkes sağlık sisteminin çökmemesini de dileyerek salgının kontrol altına alınacağı, bir ilacın ya da aşının bulunacağı zaman dilimini iple çekiyor.

Peki, evlerde uzaktan çalışılabildi ve gelir elde edilebildi mi? Uzaktan işyerlerine bağlanıp çalışmalara rağmen ücretler yarıya mı indirildi? Yoksa patronlar, ücretsiz izine mi gönderdi, ya da işsizler ordusunun yeni neferi mi olundu? Salgın devam ederken zorunlu ihtiyaçlar, barınma, elektrik, su, telefon faturaları nasıl ödendi? Vergiler, cezalar, kredi taksitleri? Ödenmediyse yaptırımı nedir? Yoksa işveren de borçlarını ödeyemedi, kredi borçlarını kapatamadı, kepenk mi indirdi? Ya da ithalat durduğu için üretimini gerçekleştiremedi, satış yapamadı, kâr elde edemedi, kısacası üretim-gelir-tüketim-tasarruf-yatırım halkasından parçalar koptu.

Tüm bu süreç dinamizmini kendi içinde yaşarken hayatın durması, devasa ekonomik kayıpları gün ışığına çıkarıyor.

“Ekonomik kayıpları kim telafi edecek, yeniden istikrar sağlanabilecek mi?”, “2008 küresel krizinde olduğu gibi sermaye yine ve yeniden değersizleşti mi ve hatta kapitalizm çöktü mü” soruları başınıza üşüşüyor. Su götürmez bir gerçek var ki, bu salgının yaratacağı toplumsal mali, parasal kayıplar 2008 küresel krizi ile kıyaslanamaz; nedenleri de, hem sorun alanının tüm dünyayı kapsaması hem de can kaybı, virüsün bulaşıcılığının yarattığı/yaratacağı toplumsal panik ve ekonomik kayıplar nedeniyle, bu neslin daha önce rastlamadığı ve beklemediği bir gerçek olması.

Her sosyal devletten beklenen; halkına sakinliği telkin etmesi, sağlık hizmetlerine erişimi herkese eşit kılması, ekonomik güvenceyi temin etmesidir. Çeşitli ülkeler geçtiğimiz günlerde salgının zararlarına yönelik teşvik paketleri açıkladılar. Türkiye 14,3 milyar Euro, Almanya 750 milyar Euro, Fransa şimdilik 45 milyar Euro (devamı gelecekmiş), ABD ise 2 trilyon $’lık destek paketlerine imza attılar. Havalarda uçuşan bu rakamları basitçe ülke nüfusuna oranlayalım: Kişi başına yardım, ABD’de 5.100 Euro, Almanya’da 1.000 Euro, Fransa’da 700 Euro ve Türkiye’de ise 170 Euro.

Bir sosyal devlet için, tüm bu desteklerin salgına yakalanan halkın bizzat satınalma gücüne bir ilave olması anlamlıdır. Öyle mi olacak, detaylar paketlerde gizli. Ancak bu tutarlar arasında ülkemize ait paketin nüfusa göre hiç tatmin edici değil.

Sınıfsal olarak emekçi ve sermayedarın karşı karşıya geldiği bu salgında, her iki sınıfsal grup kendisi için destek bekliyor. Bugünün emekçilerinin, işsizlik oranına katkı yapmamak için işe devamlılığı şart. Öte yandan üretim-gelir-tüketim-tasarruf-yatırım halkasının kopması sonucu iflasın eşiğindeki sermayeyi de, hizmet arzının kesintiye uğramaması, eksi büyüme rakamlarının ortaya çıkmaması için de kurtarmak şart. Karar alıcıların açtığı teşvik paketinin, sermayeye (perakende, otomotiv, lojistik, turizm gibi sektörlerde) yönlendirilmesi emek ve sermaye sınıflarının ayrıca yükümlülüklerinin ötelenmesi planlanıyor. Dokuz kurda, bir ciğer.

Anayasamızın “Vergi Ödevi” kenar başlıklı ve 73. maddesinde ifade edildiği gibi; “herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür”. Görüldüğü gibi vergilemede dil, din, cinsiyet v.s. ayrımı olmaksızın herkesin mali gücüyle orantılı olarak vergi ödemesinin anayasal temelleri mevcut. Tüm dünyayı kasıp kavuran salgın hastalık durumunda mali gücü azalan herkese de ekonomik güvence şimdi değilse, ne zaman?

Korona virüsü bulaşıcıydı ama, giderek gelir imkanlarından yoksun kalan insanlar ve ekonomik güvencesizlik, yoksulluğun da bulaşıcılığını ortaya çıkaracak.

29.03.2020 – Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

 

Bir Cevap Yazın