https://www.youtube.com/watch?v=-W5tHWSLFNY
Okullar açılırken yine kayıt parası, bağış tartışmaları başladı. Gerekçe, çoğunlukla okullarda eksik olan kırtasiye, temizlik vs malzemelerinin alımı. Oysa Devlet okullarında eğitim ücretsizdir, çünkü eğitimin finansmanı bütçeden karşılanır, bütçeyi de %85-90 oranında vergilerimiz finanse eder.
Milli Eğitim Bakanlığı, genel bütçeli idaredir ve her yıl diğer idareler gibi bütçeden ödenek alır. Bütçeden MEB’in aldığı pay her yıl ortalama %9-9,5 civarındadır.
Son yılların MEB bütçelerine, mal ve hizmet alımına ayrılan tutara ve bu tutarın vergilerimiz içindeki paylarına ilişkin bilgileri şu şekilde:
Vergisini tam ve zamanında ödeyen herkes haliyle okul kaydında bir daha düşünüyor ve merak ediyor: Bir kamu hizmeti kaç kez satın alınır?
Prof.Dr. Binhan Elif YILMAZ
7.9.2022
MEDYASCOPE RÖPORTAJI : 24.8.2022
Merkez Bankası’nın (MB) faiz indirimi ve doların hareketliliği ile kur korumalı mevduat (KKM) hesaplarının maliyeti her geçen gün artarken, sistemin nasıl sonlanacağı ve sonuçlarının ne olacağı tartışmalara konu olmaya devam ediyor. Faizin KKM sisteminin sürdürülebilmesi için indirildiği iddialarını Medyascope için değerlendiren Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, 2022’nin üçüncü çeyreğinde seçim ekonomisine hazırlanıldığını söyledi. Yılmaz, “MB’nin faiz kararı büyümeyi, bütçe dengesini destekliyor ama kendi görevi olan enflasyonla mücadele ile tamamen çelişiyor” dedi.
Dolar kuru KKM’nin ilan edildiği tarihteki seviyeye gelmişken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 18 Ağustos 2022 tarihli Para Politikası Kurulu (PPK) kararı ile yedi ayın ardından faizi yüzde 14’ten, yüzde 13’e indirdi. Ağustos ayının başından faiz kararına kadar 18 TL’nin altında tutulmaya çalışılan ve TCMB’nin faiz kararının öncesinde (17 Ağustos) 17,94 TL olan dolar kuru, faiz indirimiyle beraber 18 TL’yi aştı ve bugün (24 Ağustos) 18,10 TL seviyesinde.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı bütçe verilerine göre, sistemden ayrılan KKM sahiplerine mart-temmuz ayları arasında yapılan ödemeler 60,6 milyar TL’ye ulaştı. Vadesi dolan mevduat sahiplerinin sistemi terk etmesinin risklerini tartışan bazı ekonomistler faizin, kuru yükselterek KKM sisteminin kârlılığının sürdürülebilmesi ve sistemden çıkışları engellemek için yapıldığını iddia ediyor ancak iktidar ihracata dayalı büyüme ve cari fazla hedeflerine uygun politikalar izlediğini anlatıyor.
“Niyet okumayız ama KKM sahibinin lehine olması için kur farkı olmalı”
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, KKM sistemini, MB’nin faiz kararını ve ekonomik büyümeyi hedefleyen politikaları Medyascope için yorumladı. Faizin kuru artırmak için düşürüldüğü iddiaları hakkında Yılmaz, şöyle konuştu:
“Biz iktisatçılar niyet okumayız ama burada bir denklem var. KKM’ye girdiği kur ile çıktığı tarihteki kur arasında olumlu bir fark olacak ki KKM sahibinin lehine olsun. Yüzde 17 mevduat faizi alıyordu, o da şimdi yüzde 16’ya düştü. KKM sistemine girdiğinde enflasyon yüzde 36 idi. O zaman dediler ki ‘ Korkmayın, bu sizi enflasyona da kura da karşı korur’ ama kur yükselmezse negatif reel faizle baş başa kalıyor ve bir kazancı olmuyor.”
Para politikası metnine göre, 100 baz puan indirimin enflasyonla mücadeleyi değil, büyümeyi destekleyici bir karar olduğunu söyleyen Yılmaz, “MB enflasyonla mücadele görevini yerine getirmiyor. Ekonominin dolarize olmasını istemiyor, böyle bir büyümeyi finanse etmek için dövize ihtiyacı var. Bunun için de gerçek ve tüzel kişilerin getiriden yoksun kalıp dövize yönelmesini tercih etmiyorlar ve KKM’yi sonuna kadar kullanmak istiyorlar. Çünkü o olmazsa ekonomi daha da dolarize olacak. Finansman ihtiyacı neler yaptırıyor” diye konuştu.
“İthalat ve enerji bağımlılığı ekonominin yumuşak karnı, cari fazla mümkün değil”
İktidar tarafından, TL’nin değer kaybetmesiyle ihracata dayalı büyüme ile cari fazla verileceği yönünde bir denklem kuruluyordu. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, dün (23 Ağustos) katıldığı NTV yayınında, 2022’nin ikinci çeyreğinde, ilk çeyrekteki yüzde 7,3’ün üzerinde bir büyüme beklediklerini açıkladı.
“İthalat ve enerji bağımlılığı bu denemenin yumuşak karnı. Model diyemiyorum, şu an yapılan bir deneme. Üçüncü çeyrekte büyümeyi ve cari dengeyi belirleyecek en önemli faktör enerji ithalatı olacak. Küresel ekonomi zaten ivme kaybetti. IMF, Türkiye’nin büyümesini yüzde 3’ün üzerinde tahmin ediyordu ancak 2,7’ye düşürdü. Geçen yılki gibi yüzde 11 düzeyinde büyüme mümkün değil.”
“Seçim ekonomisi”
Kredi kısıtlamasına başlayan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) kararlarının 2022’nin ikinci çeyreğine damgasını vurduğunu söyleyen Yılmaz, şöyle devam etti:
“Enflasyon çok yüksekti, kur yükseliyordu, ithalat zorlaşıyordu. İkinci çeyreğin, ilkinden olumsuz olacağını görüyorduk. Üçüncü çeyrekte gelecek depremi fark ettikleri için, enflasyonu hoş görüp faiz indirerek, BDDK’nin makro ihtiyati sıkılaştırıcı tedbirlerini gevşeterek yola devam ediyorlar, bir nevi seçim ekonomisi. Enflasyon, dar gelirliyi vuruyor. Dar gelirliye de biraz yardım, ucuz ürün alacak yeri göstererek büyümeyle seçime gitmeyi planlıyorlar.”
“KKM için Merkez Bankası’nın ne kadar ödediğini hesaplamak zor”
KKM sahiplerine yapılan ödemelerin, hesap TL’den oluşmuşsa Hazine’nin, döviz tevdiat hesaplarından (DTH) oluşmuşsa MB’nin yükümlülüğü olduğunu hatırlatan Yılmaz, gerçek maliyetinin bilinememesi hakkında ise şunları söyledi:
“KKM’nin Hazine’ye yükünü, bütçeden KKM için ne kadar ödendiğini görebiliyoruz çünkü bütçeler şeffaf, Hazine ve Maliye Bakanlığı sitesinden herkes görebilir. Herkesin bildiği gibi parlamento ulus adına ‘bütçe hakkı’nı elinde tutuyor. Nedir bütçe hakkı? Hükümet, ne kadar bütçe harcaması yapacağını ve bu harcamaları ne düzeyde vergi ya da borçlanma ile finanse edeceğini belirleyebilmek için parlamentodan izin alıyor. O nedenle KKM’nin bütçeye yükünü görebiliriz. MB’den ne kadar ödendiğini, MB bilançolarına bakarak hesaplayanlar da olabiliyor ama bütçe kadar net değil. MB ile Hazine arasındaki fark bu.”
“KKM’ye iki ayda yapılan ödemeler, memur maaşlarının yarısına denk”
KKM sisteminin duyurulduğu Aralık 2021’de 2022 Bütçe Kanunu onaylanmış ve buna yapılacak ödemeler kanunda yer almamıştı. Yılın ikinci yarısında sunulan ek bütçede ise KKM’ye 2022 yılının tamamı için 40 milyar TL ödenek konuldu ancak kurun yükselmesiyle ödenen fark temmuz ayı itibariyle 60,6 milyar TL’yi buldu. KKM’ye haziran ve temmuz ayında yapılan ödemelerin, kamu çalışanı milyonlarca memurun maaşının yarısı tutarında olduğunu söyleyerek çok büyük bir meblağ olduğuna dikkat çeken Yılmaz “Haziran ayında bütçe giderinin yüzde 7,6’sı, temmuz ayında ise yüzde 9’u KKM kur farkına gitti. O bütçenin yüzde 9’u ile daha ne yapılabilirdi” dedi.
“Temmuzda vergi gelirlerinin yüzde 14’ü KKM ödemelerine gitti”
Bütün bütçe harcamalarını, yüzde 85-90 oranında vergilerin finanse ettiğini söyleyen Yılmaz, KKM sahipleri için kur farkı getirisi için gelir vergisi ödenmediğini, stopaj vergisinin sıfırlandığını ancak verginin ödeme gücüne göre artması gerekirken, ödeme gücü artandan vergi alınmadığını belirtti ve şöyle konuştu:
“Mayıs ayında ödenen kur farkı 4,84 milyar TL idi. Bu rakam, vergi gelirlerinin yüzde 1,5’iydi, fazla gelmedi ancak öyle durduğu gibi durmadı. Haziranda yapılan 16,1 milyar TL’lik KKM ödemesi, o ayki vergi gelirinin yüzde 10,5’i ve temmuzdaki 23,4 milyar TL’lik ödeme de yüzde 14’ü oldu. Vergi gelirlerinin bundan sonraki aylarda yüzde 30-40’ının bu ödemelere gitmeyeceğinin bir garantisi yok. Durum böyle olunca insanların vergi ödeme isteği de azalır.”
KKM ödemelerinin bütçe harcaması olduğunu ve bütçede harcama arttıkça enflasyonun da artacağını belirten Yılmaz “MB enflasyonla mücadelesini zorlaştırır. Eğer gerçekten mücadele edecekse oradan gelecek enflasyonu da hesaba katması lazım” dedi.
“Sistemden çıkışlarla mali disiplin bozulacak”
Yılmaz, KKM hesaplarının nasıl sonlanabileceği sorusuna ise “Mali disiplin bozulacak. Ek bütçeye rağmen bütçe açığı, milli gelirin yüzde 3’ü düzeyindeki hedefe gitmeyecek” karşılığını verdi. Faiz indiriminin, kredi genişlemesiyle ekonomiyi büyütmesi ve böylece bütçeden tasarruf sağlaması gibi avantajları olabileceği yönündeki yorumları Yılmaz şöyle değerlendirildi:
“Politika faizini düşürünce, bütçe vergiyle finanse edilmediğinde alınan borçlar için, Hazine’nin daha düşük faizle borçlanması avantajını yakaladılar. Kamu bankaları yoğun devlet iç borçlanma senedi (DİBS) alıcısıdır. Faiz düşünce tahvilin değeri artmasıyla kamu bankalarının ellerindeki DİBS’ler değerlendi ve kârları arttı. Kamu bankalarına verecekleri transferden, görev zararını kapatacakları meblağdan da tasarruf ettiler. O yüzden KKM ödemeleri vergi gelirinin yüzde 30-40’ına çıkabilecekken, faizi indirerek bütçe harcamalarından tasarruf edebiliyorlar. MB’nin faiz kararı büyümeyi, bütçe dengesini destekliyor ama ilginçtir, kendi görevi olan enflasyonla mücadele ile tamamen çelişiyor. Çok ilgi çekici bir kurum oldu.”
1- Dövizi kontrol altına almak için çıkarılan Kur Korumalı Mevduat nedeniyle Hazine’den şu ana kadar 60 milyar TL’nin üstünde para gitti. Halkın parası, parası olanlara gitti aslında. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Hazine kaynaklarının bu tür uygulamalara gitmesini nasıl okumak gerekiyor?
Eylül 2021’de başlayıp Aralık 2021’de sonlanan Merkez Bankasının 400 baz puanlık faiz indirimleri sonucunda TL’de değer kaybı, yüksek enflasyon ve dolarizasyon ile karşı karşıya kaldık. Ekonomi yönetimi Türk lirasına olan güvenin sağlanabilmesi için dövize endeksli bir enstrüman olarak Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasını başlattığını açıkladı. Kur riskine karşı kendisine güvence arayan kesimler için bir alternatif olan KKM, bir süreliğine kurun yükselişini dizginledi, Ağustos’un ikinci haftasında 1,2 trilyon TL’lik hacme ulaştı. Ancak TL mevduatlarından KKM’ye geçenlerin kur farkları Hazine’ye, döviz tevdiat hesaplarından (DTH) geçenlerinki de TCMB’ye yük oldu.
DTH’den KKM’ye geçenlere TCMB’den ne kadar kur farkı ödendiği bilgisine ulaşamıyoruz ama TL’den KKM’ye geçenlerin Hazine’ye maliyetini aylık bütçe gerçekleşmelerinden görebiliyoruz. Kur farkı ödemeleri bütçede ekonomik-mali transfer harcamaları içinde yer alıyor. Aslında bu transfer harcamalarının özelliği, ekonomik büyümeyi teşvik edici olmasıdır ve bu amaca ulaşmada da içinde KOBİ’lere hibe ve finansman destekleri, yatırım teşvikleri, teknoloji odaklı sanayi hamlesi destekleri, bireysel emeklilik devlet katkısı ve konut hesabı devlet katkısı gibi kalemler bulunuyor. Dolayısıyla KKM için bütçeden ödenen kur farklarının ekonomik-mali transferlerle ulaşılacak amaçlarla bir ilgisi kurulamaz. KKM nedeniyle vergi gelirleriyle beslenen bütçemizden Temmuz ayı itibariyle toplam 60,6 milyar TL’lik ödeme yapıldı. Bu tutar, toplam ekonomik-mali transferlerin %73’i olup, gerçek anlamda ekonomik büyümeyi destekleyecek ve büyüme patikasını çizecek KOBİ’lere, girişimcilere hibe ve destekleri, yatırım teşvikleri gibi transferlerin toplamı ise ekonomik-mali transferlerin payı üzerinde çok büyük baskı yaratıyor. Ek bütçe kanunuyla KKM kur farkı için eklenen ödeneğin de 1,5 katının üzerine çıkılmış oldu. Öte yandan KKM için Temmuz’da ödenen tutar o aydaki vergi gelirlerinin %14’üne ulaşmış durumdadır.
KKM kur farkı ve getirisinde stopaj oranı 0’dır. Bir başka deyişle bu getiriyle ödeme gücü artanlara, TL’ye olan teveccühün artması, kur sıçramalarının oluşmaması için vergi avantajı sunuluyor. Bu durum verginin mali amacını da gelir dağılımında adaleti sağlama amacını da zedeliyor. Geldiğimiz bu noktada KKM’nin Hazine’ye yükünün ne olacağını ve vergi gelirlerinin ne kadarının ödeme gücü artanlara aktarılacağını tam olarak belirlemek güç. Para politikasında fiyat istikrarını sağlamaya yönelik kararlardan uzaklaşılmasının toplumsal maliyetini yaşıyoruz.
2- Bütçe açığının finanse edilmesi için önümüzdeki dönemde vergi oranlarının artırılması yoluna gidilebilir mi? Yurttaşı yeni vergi yükü bekliyor mu?
2022’nin olumsuz makroekonomik koşullarına ilişkin isabetli tahminlerde bulunmadan 2022 bütçesinin hazırlanmış olması, diğer deyişle “bütçenin doğruluk ilkesi”nden uzaklaşılmasıyla bütçe “kadük” kaldı. Bütçe giderleri için ayrılan ödeneklerin, kur sıçramaları ve enflasyonist süreç nedeniyle yetersiz kalacağı anlaşılınca 7 Temmuz 2022 tarihli Resmi Gazete’de Ek Bütçe Kanunu yayımlanarak yürürlüğe girdi. 1,7 trilyon TL bütçe gideri, ek bütçeyle 2,8 trilyon TL’ye genişledi. Bütçe gelirlerinde yeni hedef de 1,5 trilyon TL’den 2,5 trilyon TL’ye çıktı. Dolayısıyla ek bütçede bütçe giderlerinin yanında önemli düzeyde bütçe geliri planlandı.
Yılın ilk 6 ayında bütçe giderlerinin %41,4’ü kullanılırken, tahmin edilen bütçe gelirlerinin de %50’si elde edilmiş bulunuyor. Bütçenin şimdilik harcadığından fazla geliri var. Bu durumu gerekçelendiren ve ekonomi yönetiminin elini güçlendiren en önemli faktör, enflasyonla birlikte artan vergi gelirleridir. Yüksek enflasyon nedeniyle 2022 yılı vergi gelirleri beklentinin üzerinde artış gösterdi. Bir yandan firmaların enflasyon nedeniyle artan nominal kârları gelir/kurumlar vergisine tabi olurken, diğer yandan kurdaki yükselişle pahalılaşan ithal ürünlerden alınan dış ticaret vergileri, içeride KDV, ÖTV gibi tüketim vergilerinin hasılatı daha da yükseliyor. Bu yılın başından itibaren her ne kadar asgari ücret tutarına kadar olan ücretler gelir vergisinden istisna edilse de Temmuz ayında ücretlilere verilen enflasyon farkı (zam diyenler de var) ücretleri nominal olarak artırırken, verilen enflasyon farkının önemli bir kısmı gelir vergisine gittiği için de vergi hasılatı artıyor.
Dolayısıyla bütçe açığının vergi oranlarının artışıyla finansmanı bir yana, enflasyonun da bizzat bir vergi olduğunu hatırlamakta fayda var.
Ancak vergi gelirleri yüksek kur ve enflasyon kaynaklı artarken, bütçe giderlerinin maliyeti de aynı nedenle artar. Ek olarak bütçenin kalan kısmının seçim atmosferinde kullanımıyla bütçe giderlerindeki hızlı artış kaçınılmaz olur ve mali disiplinden uzaklaşılır.
3- Yüzde 80’i bulan bir resmî enflasyon var, Kur 18 lirayı aştı, bu alanda neler öngörüyorsunuz, ne tür riskler var?
TÜİK’in açıkladığı Temmuz ayı enflasyonu piyasa beklentilerinin altında kaldı. Son dönemde TÜİK madde gruplarında fiyat artışlarını açıklamasa da özellikle gıda fiyatlarındaki yükseliş dikkat çekici. Gıda TÜFE aylık %3,15 artışla yıllık %94,7’ye ulaştı. Üstelik Gıda TÜFE, Gıda ÜFE ile birlikte yükseliyor. Gıda ÜFE ise aylık %4,7 artarken yıllık %136,8 yükseliş kaydetti.
Temmuz ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup %6,98 ile sağlık olurken, yıllık Sağlık TÜFE %48,44’e yükseldi. Sağlık ile ilgili fiyat artışlarının önümüzdeki aylarda ÜFE’den besleneceği anlaşılıyor. Çünkü ÜFE’de temel eczacılık grubunda Temmuz’da aylık artış %15,2 olarak gerçekleşirken, yıllık bazda %66,9’a ulaştı.
Temmuz ayında enerjide ÜFE %12,3 artarak yıllık %350’ye ulaştı. Elektrik, gaz grubunda ÜFE artışı aylık %19’a çıkarak yıllık bazda %442 oldu. Dolayısıyla ÜFE’den TÜFE’ye geçişkenlik sonucunda sonbahar aylarında enflasyondaki tırmanış devam edecek.
– Şu anda Türkiye ekonomisinin en can yakıcı sorunları nelerdir, çözüm için neler öneriyorsunuz?
TL’nin değer kaybı sonucu yoksulluk derinleşirken, nüfusun dar bir kesimi milli gelirden daha fazla pay alıyor, bu durum gelir dağılımını daha da bozuyor. Ücretli kesim büyümeden refah payını alamıyor. Bireyi, büyüme ve kalkınmanın odağına koymak gerekiyor.
Hem ihracat hem üretimde maliyetler dövize endeksli. Firmalar geleceklerinden kaygı duyuyorlar. Dış ticaret haddi, tarihi düşük düzeylerde. İhracatın ithalata bağımlı yapısını değiştirecek üretim hamlesinde kamu sektörü etkin rol üstlenmeli.
Gelişmiş ülke merkez bankaları büyümeden taviz vermeden enflasyonla mücadeleyi sağlayacak para politikası kararlarına birbiri ardına imza atarken, Türkiye’de enflasyonla mücadelede politika tedbirleri alınmıyor. TL’ye değer kazandırıcı para politikası uygulamalarına geçilmesi gerekmekte.
Türkiye’nin risklerini azaltarak dış finansman güçlüğünü aşması gerekirken Moody’s kredi notumuzu B2’den B3’e düşürdü. Not düşüşünün cari açık ve dış kaynak girişi üzerinde negatif etkisi olacak. TCMB rezervlerinin güçlendirilmesi mevcut dış yükümlülükleri karşılama kapasitemizi güçlendirirken, dış finansman sağlayacak uluslararası kuruluşlar ve hükümetler nezdinde Türkiye’nin kredibilitesini artıracak.
– Yıl sonu büyüme, işsizlik, faiz ile ilgili öngörüleriniz neler, bu alanlarda ne tür riskler var?
%60’ın üzerindeki negatif reel faiz TL’den kaçışı hızlandırıyor, tasarrufları cezalandırıyor. Politika faizi 8 aydır %14’de sabitlense de hem tüketici kredi (ihtiyaç, konut, taşıt) faizleri, hem ticari kredi faizleri, hem de Hazine’nin iç borçlanma faizleri politika faizinin iki katından fazla. Krediye erişimin artan maliyeti üretimin de maliyetini yükseltirken büyümede ivme kaybı yaratacak. 2021’de %11’lik büyüme, gevşek para politikası ve kredi genişlemesine dayalıydı. Bu büyüme oranına ulaşıldı ama buna enflasyon, dış ticaret açığı ve dolarizasyon eşlik etti. Son yıllarda küresel büyüme oranının üstünde büyüyen ekonomimiz, 2022’de küresel büyüme oranının altında kalacak.
TÜİK’in açıkladığı son işsizlik oranı %10,3 olsa da, geniş tanımlı işsizlik %20,4 ile çok yüksek. Geniş tanımlı işsizlikte artık iş bulma ümidi kalmayanlar var. Genç işsizlik oranı da yükseliyor, oysa gençler bizim geleceğimiz. Ayrıca işgücüne katılan erkek sayısı kadının iki katı, kadın istihdamı için çözüm şart. Önümüzdeki aylarda işsizlik oranının düşmesini engelleyecek hatta artışına neden olacak iki etken görünüyor. Bunlardan biri, Temmuz’da ücretliye verilen enflasyon farkının işverene artan maliyeti, diğeri de ekonomik aktivite düzeyindeki yavaşlama.
Prof.Dr. Binhan Elif Yılmaz
17 Ağustos 2022