TASARRUF ARAÇLARINA ($, €, ALTIN, TL v.s.) VERGİ AVANTAJI

30 Eylül 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 3031 ve 3032 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ve ekleriyle kambiyo işlemleri ve TL mevduatlarla ilgili iki yeni düzenleme hayata geçti. İlki yetkili kuruluşlarla yapılan döviz, altın alım-satımında uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) oranının yüzde 1’den binde 2’ye indirilmesi, ikincisi TL mevduat faizlerinin stopaj oranlarının düşürülmesi.

Önce $, € gibi döviz ve altın alım-satımına vergi avantajı sunan düzenlemeden başlayalım: 30 Eylül 2020 itibariyle BSMV oranı düşürülmeden önce, 24 Mayıs 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile BSMV’nin oranı, 5 kat artarak binde 2’den yüzde 1’e yükseltilmişti. Bu düzenleme döviz satışlarını engelleyebilir mi, soruları sorulurken BSMV ile ilgili başka gelişmeler yaşanmıştı. 4 Ağustos 2020’de nakit döviz çekimine bankalar tarafından komisyon uygulanması gündeme gelmiş ancak Ağustos sonunda uygulamadan vazgeçilmişti.

BSMV oran artışından dört ay sonra eski uygulamaya geri geldik. Oran artışı ile amaçlananlar ve elde edilen kazanımları incelediğimizde, dört ayın sonunda eski düzene neden dönüldüğünü anlayabiliriz.

Mayıs ayındaki BSMV oran artışının ardında öncelikle verginin fiskal amacının olduğu çok açıktı. Örneğin bankadan 100 $ alındığında 1 $ karşılığı TL’nin BSMV aracılığıyla Hazine’ye gelir kaydedilmesi planlandı. Üstelik kur yükselirken ve altın değerlenirken, kambiyo işlemlerindeki vergi oranı artışı, fiskal amacı daha da ön plana çıkardı.

Aradan geçen dört ay içinde BSMV’de vergi hasılatı artışı sağlandı mı? Bakalım:

  • Öncelikle kambiyo işlemlerine yüksek oranlı vergi devam ederken, kurdaki artış dikkat çekiciydi. 25 Mayıs’ta $ kuru 6,79’du, 30 Eylül’de 7,77’ye çıktı. Aynı tarihlerde gram altın da 376 TL’den 471 TL’ye yükseldi. TL’nin değer kaybına karşılık bu yüksek değerlerden alım-satımın vergi gelirlerini beslemesi gerekirdi.
  • Mayıs ayında 1.502 milyon TL’lik vergi geliri sağlayan BSMV’den Temmuz ayında 2.278, Ağustos ayında da 2.403 milyon TL vergi geliri elde edildi.
  • Ancak Ağustos 2019’da BSMV gelirinin vergi gelirleri içinde payı yüzde 3,8 iken Ağustos 2020’de bu payın yüzde 3,2’ye gerilediğini gördük.

BSMV oran artışına gidildiği bu dönem, pandeminin ilk dalgasının yaşandığı, bazı kesimlerin gelir kaybı, bazılarının yüksek kârlar elde ettiği bir dönemdi. BSMV’nin konusu ve oranındaki genişleme, tasarruf ve yatırımların yöneleceği araçların (döviz, altın) ve bu araçların temin edileceği kanalların (?tezgahaltı?) seçimi üzerinde doğrudan etkili olacaktı. Nitekim döviz alım-satımı dolarize olmuş ekonomide açıkça belliyken, işlemlerin gerçekleştiği kanalların yetkili kuruluşlarla olmaması ihtimal dahilindeydi. Öyle ki BSMV hasılatındaki değişim kurdaki yükseliş trendiyle birlikte değerlendirildiğinde, kambiyo işlemlerinde verginin ağırlaştırılmasının Hazine’ye beklediği vergi gelirini sağlamadığı ortaya çıkıyor.

BSMV oran artışının diğer etkisi, tasarruf, yatırım ve işlem kararlarında döviz yerine TL’nin tercih edilmesi olasılığıydı. Ekonomide dolarizasyonun yüksek olduğu bu dönemde TL’ye olan güveni tazeleme amacını taşıyordu. Ancak TL değer kaybetmeye devam ediyordu, TL mevduat üzerinde stopaj yüksekti. Sonuçta TL mevduat getirisi enflasyon oranının altında kalıyordu. Döviz bozdurulup TL’ye geçilmediği ortaya çıktı. BSMV oranı yüksekliği ile döviz hesapları bu dört aylık dönemde çözülmedi. Şimdi BSMV oranındaki indirim ve TL mevduatına stopaj avantajı ile sürecin tersine dönmesi amaçlanıyor. Dövizden TL’ye geçiş mümkün olacak mı?

Peki tüm tasarruflar dövizde mi? Tabiki hayır. Enflasyon oranı altında faiz geliri elde edilmesine rağmen, TL mevduat tutarı BDDK’nın 18 Eylül verisine göre yaklaşık 1.600 milyar TL. Yabancı Para mevduatı ise 1.850 milyar TL düzeyinde. Döviz mevduatına olan rağbet Temmuz başında başlayan sıçramayla beraber günümüze kadar geldi. Halen bankalardaki TL mevduat, döviz mevduatından daha az.

TL’ye dönüş amacıyla TL mevduat faiz gelirinde bugünkü stopaj düzenlemesi şu şekilde:

  • Kısa vadeli (vadesiz, ihbarlı ve 6 aya kadar (6 ay dahil)) vadeli TL mevduat hesapları faiz gelirinden yüzde 15’lik gelir vergisi stopajı yüzde 5’e indi.
  • 1 yıla kadar (1 yıl dahil) vadeli TL mevduat hesapları faiz gelirinden yüzde 12’lik stopaj yüzde 3’e düşürüldü.
  • 1 yıldan uzun vadeli hesaplarda ise stopaj oranı yüzde 0 oldu.
  • Bu arada katılım bankalarının ödediği kar paylarından kısa vadeli (vadesiz, ihbarlı ve özel cari hesaplar ile 6 aya kadar (6 ay dahil)) hesaplar için stopaj yüzde 5,
  • 1 yıla kadar (1 yıl dahil) vadeli hesaplar için yüzde 3 oldu.
  • 1 yıldan uzun vadeli hesaplar için de stopaj oranı yüzde 0 olarak belirlendi.

Bu düzenleme TL mevduat getirisinde dolaylı yoldan faiz gelirinde artış ortaya çıkarıyor. Ancak yine de enflasyon oranının altında kaldığını hesaplayabiliriz:

Örneğin 10.000 TL’lik mevduata yıllık yüzde 10 faiz oranıyla, brüt yıllık faiz geliri 1.000 TL, yüzde 15 stopaj sonrası net faiz geliri 850 TL’dir. Aslında 10.000 TL mevduata verilen faiz oranı vergi sonrası yüzde 8,5 olmaktadır. Bugünkü düzenlemeyle yüzde 3 stopaj sonrası net faiz geliri 970 TL’dir. Yeni faiz oranı vergi sonrası net yüzde 9,7’ye yükseliyor. Enflasyon oranının hala altında bir getiri.

Bu basit hesaplama, TL mevduatta stopaj oranının düşürülmesiyle “dolaylı faiz artırımı” olarak algılanabilir. Bankaların maliyetine girmeyen, vergi oranı azalışı ile sağlanan bir faiz artırımı bu. Fakat tersten okursak, bugüne kadar TL mevduat stopajı ile mevduatın getirisinin nasıl azaltılmış olduğu görülebilir.

Kur riskinin ve ekonomide dolarizasyonun devam ettiğini görüyoruz. Gerek BSMV oran indirimi gerekse TL mevduatta stopaj indirimi, döviz hesaplarının düşük BSMV maliyetiyle TL hesaplara kaydırılacağı beklentisini içinde barındırıyor.

Fakat yapılması gereken, önce TL’ye güveni tesis etmek, ardından döviz talebi zaten düşecektir. Bir başka deyişle, TL’yi yeniden değerli hale getirmek, ona enflasyon oranının üzerinde bir getiri sunmak gerek. Sonunda TL’nin değersiz halinin getirdiği maliyetlerin, şimdi avantaj olarak sunulan vergi gelirlerinden yapılacak fedakârlıktan çok daha yüksek olduğu anlaşıldı.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

30.09.2020

BELGRAD – TİTO’NUN GÖLGESİNDE BİR ŞEHİR

BELGRAD – TİTO’NUN GÖLGESİNDE BİR ŞEHİR

Belgrad, eski sosyalist Yugoslavya’nın, şimdi Sırbistan’ın başkenti. Dingin, gösterişsiz, kültür ve tarih kenti. 14. yy.dan 19. yy.a kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında bulunan, sosyalizmi unutamamış, kapitalizmle tam barış sağlamamış bir Avrupa başkenti.

Parlamento Binası – Bu bina, demokrasinin abidesi gibi dursa da, burada her daim protesto gösterileri görmek mümkün.

Parlamento Binasının önündeki etkileyici heykel – “Kara Atlar Oyunu”, bu heykellerin esin kaynağı).

Parlamento Binası (yakın çekim)

Kalemegdan (Kale Meydan) – Diğer adı, Belgrad Kalesi’dir. Görünen kapı ise, İstanbul ve Saat Kapısı.

Kalemegdan kapılarından geçince… 

Kalemegdan Paşa Konağı

Kalemegdan’dan Sava nehrine bakış

Kalemegdan’dan Sava ve Tuna nehirlerinin ileride kesiştiğini görmek mümkün

Kalemegdan Pobednik (Zafer Anıtı) 

Kale Duvarları ve lahitler

Kalemegdan Askeri Müze – Türk hakimiyeti ve Avrupa istilasının tüm izleri bu müzede. En az 1 saat ayırmak gerek.

Kalemegdan Sanat Galerisi

Aziz Mihail Katedrali

Aziz Mihail Katedrali iç görünüm

Aziz Mark Ortodoks Kilisesi

Aziz Mark Kilisesi iç görünüm

Tito’nun Evi’nden “Aziz Sava Katedrali”nin silueti

Belgrad Patriarchate Sarayı – En lüks makam arabası sadece Skoda Superb (tasarruf şart)

Vuk & Dositej Müzesi – Osmanlı kültürünün izlerini bulabileceğiniz eski bir Osmanlı konutu olan bina, Osmanlı Defterdarının ikametgahı olarak kullanılmış. Müzeye Sırp Milli Eğitim Bakanı Dositej’in adı verilerek kültürel miras gelecek nesillere aktarılmaya devam ediliyor.

Vuk & Dositej Müzesi’nde bir eser

Vuk & Dositej Müzesi’nde bir eser

Vuk & Dositej Müzesi’nde bir köşe – Osmanlı motifleri hakim.

Vuk & Dositej Müzesi’nden

Belgrad Üniversitesi

Belgrad Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde bir kitap panosu – Bu kitap panolarından İstanbul Üniversitesi’nde de halen var…

Belgrad Üniversitesi İktisat Bölümünde bir Amfi – Çatı da çok tanıdık geldi…

Belgrad Üniversitesi – Bu merdiven, trabzanlar ve kalorifer petekleri, İstanbul Üniversitesi merkez kampüstekilere ne kadar benziyor, 1940’lardan kalma.

İmparator II. Nikolay – Herkesçe tanınan Rus İmparatoru Nikolay Aleksandroviç Romanov’un anıtı Belgrad’ın tam orta yerinde.

Tito’nun Evi – Burası artık Tito Müzesi. Şehir merkezinden başlayan Kızıl Tur‘un en can alıcı noktası. Binanın üst kısmındakiler, işçiler, çiftçiler ve askerler, Tito döneminin siyasi görüşünü simgeliyorlar.

Tito’nun Anıtı – Tito’nun evinin bahçesinde, çam ağaçlarının arasında.

Bayraklı Camii – Belgrad’da Osmanlı’dan kalan tek yapıt, tek cami

Bayraklı Camii içi

Tesla Müzesi – Yugoslav Nikola Tesla, “elektiriği ben buldum”, diyor…

Tesla Müzesi’nden

Bir sonraki gezi fotoğrafları ve yazısında buluşmak dileğiyle…

 

“TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ”NE GÜNCELLEME GELDİ…

 

Ekonominin nabzını tutan göstergelerden biri, TÜİK’in her ay yayınladığı Tüketici Güven Endeksi’dir. TÜİK bu endeksi aylık olarak uyguladığı tüketici eğilim anketleriyle hesaplar. Bu anketlerle tüketicilerin maddi durumu, genel ekonomik durum, harcama ve tasarruf eğilimleri gibi konulardaki hem mevcut durum değerlendirmeleri hem de gelecek dönem beklentilerini ölçer ve böylece bir endeks oluşturur.

Tüketici Güven Endeksi, 0 ile 200 arasında bir değer alabilir. Endeks değeri 100’ün üzerine çıkarsa tüketicilerin ekonomik gelişmelere karşı iyimser olduklarını, 100’ün altına inerse de kötümser olduklarını gösterir.

Eylül 2020’ye kadar tüketici eğilim anketindeki sorulara verilen cevaplarla, 4 adet alt endeksin aritmetik ortalaması alınarak hesaplamalar yapılıyordu. Eski Serideki alt endeksler şunlardı:

  • gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi,
  • gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi,
  • gelecek 12 aylık dönemde işsiz sayısı beklentisi
  • gelecek 12 aylık dönemde tasarruf etme ihtimali.

Avrupa Komisyonu’nun tavsiyesiyle TÜİK, Eylül ayı Tüketici Güven Endeksinde yaptığı güncellemeyle endeks hesaplamasından işsiz sayısı beklentileri ile tasarruf etme ihtimali alt endekslerini çıkardı. Bunların yerine iki farklı alt endeks ekledi ve böylece bunlar Yeni Serinin oluşmasında kullanıldı. Artık Yeni Serinin alt endeksleri şunlar:

  • gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi,
  • gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi,
  • geçen 12 aylık döneme göre mevcut dönemde hanenin maddi durumu,
  • gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi.

Bundan böyle ekonominin nabzının tutulmasında halkın tasarruf güdüsü ya da istihdamın görünümü dikkate alınmayacak.

Yeni Seride dikkate alınmayan alt endekslerden “işsiz sayısı beklentisi”nin 2020 yılı ortalaması 21,2 olarak gerçekleşti. Yine Eski Seride kalan ve Yeni Seriye alınmayan “tasarruf etme ihtimali” endeksinin 2020 yılı ortalaması da 57,1 oldu. Anket yapılan tüketicinin gelecek 12 ayda maddi durum beklentisi ya da gelecek 12 ayda genel ekonomik duruma ilişkin beklentisi olumlu olsa ve bu alt endeksler 75-90 aralığında hesaplansa dahi, işsiz sayısına ve tasarruf yapma ihtimaline ilişkin kötümser tablonun, Tüketici Güven Endeksini düşürücü etki yaptığı ortada ve bu göstergeler artık Yeni Seride kullanmamaya başlandı.

Bu arada Yeni Seriye eklenen “geçen 12 aylık döneme göre mevcut dönemde hanenin maddi durumu” alt endeksinin 2020 yılı ortalamasının 93,4 ve “gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi” alt endeksinin 2020 yılı ortalamasının da 75,4 olduğunu söyleyelim.

Yeni Serideki güncelleme, Eski Seride düşük değere sahip alt endekslerin çıkarılması ve endeks değeri daha yüksek olanların Yeni Seriye dahil edilmesiyle tamamlandı. Böylece ekonomiye güvenin daha da arttığı gibi bir görünüm elde edildi. Haliyle Eski Seride Eylül ayında 61,8 olması gereken endeks, Yeni Seride 81,9 olarak hesaplanmış oldu.

Grafik 1. Tüketici Güven Endeksi (Eski ve Yeni Seri Karşılaştırması)

Kaynak : TÜİK.

Eski ve Yeni Seri tartışmaları bir yana, Tüketici Güven Endeksinin aldığı değerlerin 100’ün altında yer alması, son 2,5 yıldır tüketicinin ekonomiye güveninde iyimser gelişmeler olmadığını gösteriyor. Özellikle 2018 yılı ortasından itibaren yaşanan kur şokları, yükselen enflasyon oranı, büyüme oranındaki düşüş halk tarafından algılanıyor ve Ekim 2018’de endeks 57,6’ya geriliyor (Yeni Serideki değer 78,4). Tüketici güveninin dip yaptığı son dönem ise pandeminin etkisinin hissedildiği bu yılın Nisan ayı.

Türkiye, uzun yıllardır cari açık vererek büyürken, son yıllarda bütçe açığı vererek büyümeyi ivmelendirmeye çalışıyor. Her iki açık da finansman ihtiyacı doğuruyor. Türkiye’nin en büyük kırılganlığı olan finansman ihtiyacının gerek Merkez Bankası kaynakları kullanılarak gerekse iç ve dış borçlanmaya gidilerek çözülmeye çalışılması ise enflasyon, düşük büyüme hızı, kur artışı ve bütçe açıkları gibi diğer kırılganlıkları besliyor. Böyle bir ortamda tüketicinin güveninde düşüşler yaşanıyor.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

22.09.2020

“BÜTÇE AÇIĞI”NDA PANDEMİNİN İZİ

 

Bütçe hedeflerini (cari yıl ve izleyen iki yılın bütçe gelir, gider ve açık hedefleri) içeren Bütçe Kanun Teklifi, mali yıl başlamadan önce kabul edildiği ve o dönemde henüz pandemi ilan edilmediği için, 2020 yılı hedef bütçe açığından sapma olacağını tahmin etmek zor değil. Önemli olan bu sapmanın boyutunda pandeminin izini sürerek, bütçe açığındaki büyümenin izleyicisi olmamak ve onu sağlam kaynaklarla beslemek.

2020 yılı bütçe açığının derinleşeceğini gösteren çeşitli belirtileri bugünden görebiliriz. Nedir bu belirtiler, bakalım:

  • 2020 Temmuz ayı kümülatif bütçe açığı, 2020 hedef bütçe açığının yüzde 100’üne ulaştı. Aşağıda ayrıntılandırdığım bütçe harcama ve gelir gelişmelerinin etkisiyle Ağustos ayı kümülatif bütçe açığı, hedef bütçe açığının gerisinde kalabildi.
  • Pandemiden bağımsız olarak şekillenmesine rağmen son yılların bütçe gerçekleşmelerine baktığımızda, 2019 Ağustos ve 2018 Ekim aylarında olduğu gibi, üçüncü çeyrekte hedef bütçe açığına ulaşıldığını görürüz. O nedenle pandemi de varken, 2020 yılında bütçe dengesindeki bozulmanın önümüzdeki 4 ayda daha da derinleşeceği sürpriz olmayacak.
  • Bir başka belirti de şudur: 2020 yılı bütçe hedefleri, Orta Vadeli Mali Plan (YEP)’e göre ekonominin yüzde 5 büyüyeceği, enflasyonun yüzde 8,5 olacağı öngörüsüyle oluşturuldu. 2020 yılının üçüncü çeyreği sona ererken, bu makroekonomik göstergelere ilişkin öngörülerden oldukça uzağız. Özellikle 2020 yılı ikinci çeyrek küçülme oranının yüzde 9,9 gerçekleşmesiyle 2020 bütçe hedeflerinin temel yapıtaşları geçerliliğini kaybetmeye başlıyor ve bütçe açığının derinleşeceği bu açıdan da olası görünüyor.

Bütçe açığı, harcama artış hızının gelir artış hızının üzerine çıkmasıyla oluştuğuna göre, 2020 yılı bütçe açığındaki sapmayı irdelemek için bu yılın harcama ve gelirlerindeki değişimi görmek gerekir:

  • Bütçe harcamaları, pandemi krizinde gerek artan kamu sağlık harcamaları gerek karantina uygulamaları ve seyahat kısıtlamaları nedeniyle yavaşlayan ekonomik aktiviteyi yeniden canlandırmak için açılan paketler nedeniyle 2020 Temmuz ayında 2019’un aynı dönemine göre yüzde 39 oranında artış gösterdi. 2020 Ağustos’ta ise geçen yılın aynı dönemine göre bütçe harcamalarında yüzde 14,3 azalış elde edilebildi. Bunun için de cari transferlerden kısıntıya gidildi.
  • Bütçe harcamaları içinde en büyük pay, cari transferler ile borç faiz giderlerine aittir. 2020 Temmuz ayında cari transferlerin bütçedeki payı yüzde 51’den Ağustos ayında yüzde 38’e geriledi. Cari transferler; görev zararları, hazine yardımı, tarımsal destekleme ve hane halkına yapılan transferler vb. kalemlerden oluşur. Hane halkına yapılan transferler, Ağustos 2019’da cari transferlerin yüzde 6,5’i iken, Ağustos 2020 pandemi nedeniyle yoksullaşanlar için artacağı yerde azalarak yüzde 5,4 olarak gerçekleşti. Demek ki cari transferler içinde kamu bankaları görev zararları ve hazine yardımlarının payı, bu tür sosyal transferlerden daha fazladır.
  • İç ve dış borçların faiz ödemeleri için bütçeden ayrılan payda ise Temmuz 2020’de yüzde 7’den Ağustos ayında 15’e sıçrama yaşandı.
  • Bütçenin gelir tarafında 2020 Temmuz ayında 2019’un aynı dönemine göre yüzde 7’lik azalış yaşanırken 2020 Ağustos’ta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artış sağlandı. Bu artışta pandemi nedeniyle mücbir sebep kapsamına alınan Gelir ve Kurumlar vergisi mükelleflerinin ertelenen vergi ödemelerinin bu dönemde tahsil edilmesinin etkisi oldu. Ayrıca son yıllarda tüketim vergilerinde yapılan oran indirimleri ortadan kalktığı ve Ek Gümrük Vergisi ile BSMV oran artışları yapıldığı için tüketim vergileri hasılatında artış meydana geldi.

2020 yılı için hedef bütçe açığının, tutar olarak faiz dışı dengeye eşit olması dikkat çekici. Bu ne anlama geliyor? Bütçe açığından iç ve dış borç faizlerini çıkarırsak, bütçe açığı yok demektir. Öyleyse borçluluk düzeyimize ve borçlanırken katlanılan faiz yüküne bakmak gerekir.

  • Brüt dış borç stokunun GSYH’ye oranı, son beş yıl içinde yüzde 45’den yüzde 58’e çıktı.
  • İç borç stoku, GSYH’nin yüzde 20’sine ulaştı.
  • İç borç çevirme oranı Temmuz 2019’da %109 iken Temmuz 2020’de %309 olarak gerçekleşti.
  • Bu yıl bütçeden iç ve dış borç faiz giderlerine ayrılan pay yüzde 12, ama Ağustos ayındaki gerçekleşme yüzde 15 oldu. Görülmektedir ki borçluluğun yarattığı faiz ödemelerinin bütçe üzerinde yarattığı baskı, faiz dışı fazla elde edilmesini engelleyen en önemli unsurdur.

Kamu sektöründe mali disiplini sağlayacak en önemli denge, merkezi yönetim bütçesi dengesidir, ancak bu alanda tek değildir. Kamu kesimi birimleri olan Sosyal Güvenlik Kurumu, KİT’ler, Yerel Yönetimler, İşsizlik Sigortası Fonu ve Döner Sermayeli İşletmelerin de gelir-gider dengelerini izlemek önem taşır ve kamunun mali disiplini ve borçlanma gereği açısından mutlaka ele alınmalıdır. Dolayısıyla kamu sektörü açığı, bütçe açığından daha geniş bir kavram olduğundan dikkati hak etmektedir.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

16.09.2020

BES BİRİKİMLERİNİN ÖZEL SEKTÖR KREDİSİNE DÖNÜŞME İHTİMALİ ÜZERİNE…

 

Bireylerin çalıştıkları dönem boyunca kazanmaya devam edeceği gelir, onun sürekli geliridir. Buna göre bireyler rasyonel karar alıcı ise, gelecekte bu gelirlerinin azalma olasılığına karşı özel tasarruflarını arttırır (Friedman’ın “Sürekli Gelir Hipotezi”). Devletin görevi de, doğru yerde ve zamanda özel tasarrufları teşvik etmek için, finansal sistem içinde uzun vadeli tasarrufların yönetileceği kurumlara işlerlik kazandırmaktır.

Bu tasarruf kurumlarının başında, kamunun zorunluluk esasına dayalı sosyal güvenlik sistemi gelir. Kamu sosyal güvenlik sistemindeki fonlar, bugün çalışan neslin birikimleriyle oluşur, nesiller arası bir dayanışma ilkesiyle ve sistemin aktüeryal dengesine bağlı olarak dağıtılır. Bunun dışında tüm dünyada gönüllülük esasına dayalı tasarruf oluşumu için Bireysel Emeklilik Sistemi de mevcuttur. Türkiye’de 2001 yılında yasalaşan Bireysel Emeklilik Sisteminde, herkes kendi tasarrufundan sorumludur, bireyler kendi tasarruf planlarına sahiptir, bu planları kendi nam ve hesabına yapıp, dilediği yatırıma yönlendirmede serbesttir.

BES, sığ olan finansal sistemi derinleştirecek, ekonomiye uzun vadeli kaynak sağlayacak, mevcut emeklilik sistemini destekleyecek bir rolü üstlendiği için ekonomistler, yatırım uzmanları ve siyasi karar alıcılarca da desteklendi. Özellikle BES’in kısa sürede biriken fonu ve katılımcı sayısı itibariyle gelişmesindeki etkenlerden biri; kamu sosyal güvenlik sisteminin günümüzde milli gelirin yüzde 5’ini aşan açıkları nedeniyle, emeklilikte sunduğu düşük gelir düzeyi ve memnuniyetsizliğe yol açan yaşam standardı oldu. BES, emeklilik planları için kamuya bir alternatif olarak görüldü. Bir başka etken, bireysel emeklilik sisteminde toplanan fonların arttırılması çabasıyla sağlanan vergi avantajıydı. Vergi avantajının yerine, finansmanını tüm vergi mükellefleri yüklenirken faydalananlar BES katılımcıları olduğu için vergide adalet ilkesiyle örtüşmese de, 2013 yılında “devlet katkısı” düzenlemesi geldi.

Gündemdeki konu başlığı itibariyle, acaba BES’te yapılacak düzenlemeler ile özel kesime uzun vadeli ve düşük faizli kaynak sağlanabilir mi?

  • Bireysel Emeklilik sistemi birikimleri, sermaye piyasasında hisse senetleri ve çeşitli menkul kıymetlerde değerlendirildiği gibi, Hazine’nin ihraç ettiği devlet tahvili ve hazine bonolarına da bağlanır. Bir başka deyişle bireyler geleceklerini garanti altına alabilmek için BES içinde özel tasarruflarını arttırdıkça, Hazine de DİBS’lere alıcı bulur. Dolayısıyla BES fonları özellikle iç borçlanmada Hazine için önemli bir kaynaktır. BES fonlarının özel sektöre kaynak olması, Hazine’nin borçlanma imkanını daraltacaktır.
  • BES’te güncel rakamlara göre 155 milyar TL’lik birikim mevcut. Ancak bu birikim, bankacılık sektörünün günümüzde ulaştığı 3,2 trilyon TL’lik kredi büyüklüğünün yanında oldukça düşük kalıyor. Kredi hacminin boyutu ile BES birikimi karşılaştırıldığında, özel sektörün yeni finansman olanağı için BES fonları yeterli olmayacaktır.
  • BES birikim tutarı ve banka kredileri verileri, tüketim artarken tasarruf isteksizliği içinde olduğumuzu gösteriyor. Bunun en temel nedeni, düşük reel faiz oranları. Faiz oranları tasarrufları değil tüketimi cazip kıldığı için, BES vb. özel tasarrufların önemi daha fazla ortaya çıkıyor.
  • Tasarrufun sadece bireylerin gelecekteki risklere karşı edindikleri bir kalkan değil, aynı zamanda yatırımların finansmanında kullanılan en önemli unsur olduğu unutulmamalı. Bu tasarruflar, ekonomik büyümenin ve toplumsal refahın artırılmasında önemli bir yere sahip.
  • BES birikimleri, tasarruf sahiplerinin kendi adlarına yaptıkları birikimi ifade eder. Çünkü BES, bireysel, o kişinin kendine ait bir programdır. BES katılımcısı bireysel tasarruf planlarına sahip olup, bu plan dahilinde tasarrufunu yönlendirmede serbesttir. Tasarrufların yöneleceği plan ve portföy değişikliği, katılımcının kendisine ait bir karardır.

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz

11.09.2020

TL DEĞER Mİ KAYBETTİ? YOKSA İÇ BORÇ STOKU MU ARTTI?

İç borç stoku artışı ile TL’nin yabancı paralar karşısındaki değer kaybı, ilk bakışta birbirinden bağımsız ekonomik olgular gibi algılanır. Ancak iç borçlanmanın en zayıf noktaları olan döviz ve faiz riskini minimize edemeyen borç yönetim stratejileri, iç borç stoku artışı ve TL’nin değer kaybının bir arada ortaya çıkmasına yol açıyor. Hazine bu riskleri gözeterek borç yönetim stratejilerini dizayn etmeli ki, hem iç borç stoku hem de yeni borçlanmalar döviz kurundaki oynaklıklardan ve piyasa faiz oranının gelişiminden olumsuz etkilenmesin…

Yazının başlığındaki her iki sorunun cevabını, Türkiye için 2000’li yıllar boyunca “evet” olarak verebiliriz. O yıllardan günümüze TL’nin $ karşısındaki değerinde aşağı yönlü, iç borç stokunda da yukarı yönlü bir hareket söz konusudur. Özellikle son yıllarda grafiğin eğimi daha da sert.

TL, rezerv paralar karşısında hem yaşanan krizlerin hemen öncesinde düşük faiz oranının parayı bollaştırdığı dönemlerde, hem de kriz anlarında değer kaybediyor. TL, $ karşısında 2000-2001 krizlerinde %75, 2008 küresel krizinde %63 eridi. Son ayların en gerilimli gelişmesi olan COVID-19 pandemi krizinde, yaşanan arz ve talep şoklarına karşı verilen para ve maliye politikası cevapları sonucunda TL’nin $ karşısında eriyişi devam ediyor. Süresi ve etkileri konusunda belirsizliklerin olduğu COVID-19 pandemi krizinin başlangıcından 14 Ağustos 2020’ye kadar da %25 değer kaybetmiş durumda (Grafik 1). 1 TL’nin 1 $ olduğu günler geçen yüzyılda kaldı, günümüzde 1 TL, sadece 0,13 $.

Grafik 1. TL’nin Dolar Karşısındaki Değeri ve İç Borç Stokunun Gelişimi

Kaynak: T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Merkezi Yönetim İç Borç İstatistikleri ve TCMB, EVDS.

İç borç stoku ise 1990 yılında sadece 57 milyon TL iken, 2001 yılında 122 milyar TL düzeyine çıktı. Söz konusu zaman aralığında bütçe dengesizlikleri, seçim ekonomisi, ekonomik krizler ve enflasyonist baskıların etkisiyle iç borç stokunda yaşanan ani artışlara şahit olduk. Özellikle bu artış, 1990’lı yılların ilk yarısında yüksek olan faiz dışı açık, ikinci yarısında da borçlanmanın maliyetinde yüksek reel faizlerin etkisiyleydi. Ancak 2001 krizi sonrasında sağlanan mali disipline, ard arda elde edilen faiz dışı fazlalara ve düşük faiz oranlarına rağmen iç borç stokunu eritemiyoruz. İç borç stokunda artış hız kesmedi ve 2001 krizinden tam 4 yıl sonra ikiye katlanarak 244 milyar TL oldu.

Hazine, bu hızlı artışa “dur” diyebilmek ve piyasa riski de diyebileceğimiz kamu borç dinamiklerinin döviz, faiz ve likidite risklerini minimize etmek için borçlanma stratejisini değiştirdi, 2004 yılında “Stratejik Ölçüt” uygulamasına geçti. Bu uygulama, iç borçlanmanın TL cinsinden sabit faizli senetlerin payının arttırılarak değişken faizlilerin payının azaltılması, döviz cinsinden ve dövize endeksli senetlerin payının sınırlandırılması ve borçlanmanın vadesinin uzatılması gerekliliği üzerine kurgulanıyor. Böylelikle iç borç stoku içinde TL cinsi borçlanmanın artması Türk Lirasına olan güveni arttıracak, piyasa faizlerindeki değişime duyarlı olan değişken faizli senetlerin azaltılması ve sabit faizlilerin arttırılması da faiz riskini minimize edecektir.

2004-2017 yılları boyunca Hazine, iç borç stokunu ve yeni borçlanmaları faiz riskinden korumak amacıyla, TL cinsinden değişken faizli senetlerin ihracını azaltırken, sabit faizlilerin payını arttırdı. Ayrıca dövize endeksli senetlerin payını sıfırlayarak ve TL cinsi senetlerin payının döviz cinsinden senetlerden yüksek olmasıyla sayesinde TL’ye güveni de sağladı. Sadece 2006-2009 yılları arasında döviz cinsinden senetlerin payında ufak bir hareketlilik ortaya çıktı (Grafik 2).

Grafik 2. İç Borç Stokunda Döviz ve Faiz Riski

Kaynak: T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kamu Borç Yönetimi Raporları ve Hazine İstatistikleri. https://www.hmb.gov.tr/

Hazine, 2018 yılından itibaren iç borçlanma stratejilerini değiştirdiğinden, artık hem döviz cinsinden senetlerin hem de TL cinsinden değişken faizli senetlerin ihracına öncelik veriyor. Bu tarihten itibaren $ ve € Cinsi Devlet Tahvili ihraç eden Hazine, 2019 yılında da $ ve € Cinsi Kira Sertifikası ihraç etmeye başlıyor. TL’nin değer kaybı esnasında “güvenli liman” olarak bilinen Altın, Hazine’nin iç borçlanmasında bir araç olarak son yıllarda yoğun bir şekilde ihraç ediliyor, Altın Tahvili ve Altına Dayalı Kira Sertifikası da alıcı buluyor.

2020 yılında da $ ve € Cinsi Devlet Tahvili ile $ ve € Cinsi Kira Sertifikaları ihracında rekora giden Hazine’nin Ocak-Haziran dönemi ihraç miktarı 2.937.000’dir. Aynı dönemde Altın Tahvili ve Altına Dayalı Kira Sertifikası ihracında kabul edilen altın miktarı 82.742,000 gram altındır.

İç borç stoku, 2008 küresel krizinin başlangıcına kadar mutedil artışla 275 milyar TL tutarındayken, 2019 yılına kadar 1,5 kat artış göstererek 755 milyar TL’ye ulaştı. 2020 Ağustos ayı itibariyle ise büyük bir sıçramayla iç borç stoku artık 1 trilyon TL.

İç borç stoku artıyor, yabancı para cinsi senetler ile TL’ye güven azalıyor ve yerli paramız değer kaybediyor. Hazine’nin ihraç ettiği senetler $, € ve altın cinsinde yoğunlaşırken, yerli paramız $ ve € karşısında eridikçe, Altın’ın ons fiyatı arttıkça Hazine’nin yükümlülükleri de artıyor. Çünkü her borcun bir alacaklısı, alacaklıya borcun anapara ve getirisinin teslim edildiği bir vadesi vardır. Borcun vadesinde döviz cinsinden senetlerin servisi gerçekleştirilirken TL’nin değer kaybı daha da çarpıcı hale geliyor.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

14.08.2020

VERGİNİN YÜZDE 27’Sİ ÖTV’DEN

Verginin yüzde 27’si ÖTV’den

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) araştırmasına göre, Türkiye bütçe gelirlerinin içinde payı en yüksek olan vergi yüzde 27 ile ÖTV’den oluşuyor.

Bu oranı yüzde 19’la gelir vergisi, yüzde 10’la KDV, yüzde 9’la kurumlar vergisi ve yüzde 2’yle motorlu taşıtlar vergisi oluşturuyor. Firmalar, vergileri girişimciliğin önündeki en büyük engel, bireyler de “haraç” olarak yorumluyor.

İSMMMO’nun “Vergiye Karşı Mükellef Davranışları Araştırması”na göre yüksek vergilere karşı tepkiler artarak devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nden Yrd.Doç.Dr. Binhan Elif Yılmaz ve Araş.Gör. Murat Şeker tarafından hazırlanan araştırmaya göre mükellefler vergi kaçırmayı hırsızlıkla özdeşleştirirken, deneklerin yarısı vergi kaçıran meslektaşlarını hem eleştirdi hem de hak verdi.

Gelir vergisi mükelleflerin yüzde 44’ü “siyasi görüşlerini yansıtan partilerin iktidarı” döneminde, vergiye tepkilerin arttığını bildirdi. Tepkinin azaldığını belirtenlerin oranı da yüzde 30.5 olurken, yüzde 25’i de kısmen etkili olduğunu kaydetti. Kurumlar vergisi mükellefi firmalarda ise bu oran, sırasıyla yüzde 38, yüzde 36, yüzde 26 oldu.

Raporda, vergilerin mükellef açısından satın alma güçlerini azaltan bir yük olarak algılanması dikkat çekti.

“DEVLET DEMEK VERGİ DEMEK”

Bütçe gelirlerinin üçte birinin ve toplam vergi gelirlerinin yüzde 41’inin toplandığı İstanbul’da 1000 denekle yapılan anket çalışmasının sonuçları şöyle:

Stopaja tabi gelir vergisi mükelleflerinin yüzde 59’u için devleti vergi ile, yüzde 28’i denetim, yüzde 9’luk kısmı da ceza ile özdeşleştirildi. Yüksek gelirli denekler için “devlet” kelimesi daha çok denetimi ifade ederken, asgari ücretin altındakiler için aynı görüşün geçerli olmadığı ortaya çıktı.

Firmaların sektörel dağılımına göre, inşaat sektörü dışındaki diğer sektörler devleti “vergi” olarak tanımladı. İnşaat sektöründe “denetim”, imalat sanayi sektöründe ise “ceza” ve tekstilde “teşvik/sübvansiyon” olarak ifade edildi.

Stopaja tabi gelir vergisi mükellefleri bireylerin yüzde 66’sının devletin vergi ile, yüzde 3’ü borçlanarak, yüzde 4’ü para basarak, yüzde 27’si de özelleştirme ile gelir toplaması gerektiğini söylüyor.

YAŞLILAR “VERGİ GELİRİ” DİYOR

Bireylerin yaş dağılımına bakıldığında yaş ilerledikçe devletin esas gelir kaynağı olarak vergiyi kullanması gerektiği düşüncesi ağır basıyor.

Gelir düzeyi yüksek ve düşük olanların dörtte biri devletin esas gelir kaynağının özelleştirme olması gerektiğini söylüyor. Devletin borçlanarak ve para basarak gelir elde etmemesi gerektiği vurgulanıyor.

Firmaların yüzde 67’si devletin normal gelir kaynağı olarak vergi toplaması, yüzde 3’ü borçlanması, yüzde 1’i para basması, yüzde 29’u da özelleştirme yaparak gelir toplaması gerektiğini düşünüyor.

Vergi, araştırmaya katılan stopaja tabi bireylerin yüzde 31.3’ü için bir vatandaşlık görevi, yüzde 26.8’i için yasal ve zorunlu bir ödeme, yüzde 23’ü için kamu hizmeti karşılığı, yüzde 2.6’sı için bir maliyet unsuru, yüzde 4.1’i için girişimciliğin önündeki bir engel ve yüzde 10.8’i için de haraç anlamına geliyor.

“VERGİ HARAÇTIR”

Firmalar vergiyi girişimciliğin önünde engel olarak görüyor. Vergi kelimesini “haraçla” bağdaştıran deneklerin arasında bireylerin payı, firmalara göre daha fazla oldu.

Kamu harcamalarının Türkiye gerçeklerini yansıtmadığı belirtilirken, vatandaş borç faizlerinin ardından savunma harcamalarını yüksek buluyor. Denekler sosyal güvenlik, eğitim-sağlık, altyapı ve kültür-turizm harcamalarının çok düşük düzeyde gerçekleştiğini düşünüyor.

ÖTV EL YAKIYOR

Türkiye’de bütçe gelirlerinin içinde payı en yüksek olan verginin yüzde 27 ile ÖTV’den oluşuyor. Yüzde 19 ile gelir vergisi, yüzde 10 ile KDV, yüzde 9 ile kurumlar vergisi ve yüzde 2 ile Motorlu Taşıtlar Vergisi geliyor.

Stopaja tabi bireylerin yaklaşık üçte biri en çok vergi hasılatının gelir vergisinden ve KDV’den, yüzde 8.9’u kurumlar vergisinden, yüzde 17.5’i ÖTV’den ve yüzde 8.3’ü de MTV’den elde edildiğini belirtiyor. Firmaların yüzde 30.5’i ise en çok vergi hasılatının kurumlar vergisinden elde edildiğini düşünüyor.

“TÜKETİMİN KISILMASI KAÇINILMAZ”

Stopaja tabi bireyler vergi oranlarının artırılması karşısında yüzde 41’i tüketimini kısmayı, yüzde 29.1’i vergisini tam ve zamanında ödemeye devam etmeyi, yüzde 12.5’i çalışmamayı, yüzde 8.7’si tasarrufunu kısmayı ve yine yüzde 8.7’si eski yaşam standardına kavuşmak için daha çok çalışıp, ek iş bulmayı tercih edeceğini açıklıyor.

VERGİ KAÇIRMAK “KURNAZLIK”

Firmaların yüzde 57’si vergi kaçırmayı hırsızlık olarak tanımlarken, yüzde 21’i kurnazlık, yüzde 15’i, normal sıradan bir olay, yüzde 7’si göz ardı edilebilecek bir suç olarak görüyor. Tekstil sektörü vergi kaçırmayı normal sıradan bir olay olarak görenler arasında en yüksek paya sahipken, vergi kaçırmayı kurnazlık olarak tanımlayanlar içinde en fazla payı ticaret ve imalat sektörü alıyor.

(ANKA)