ALTIN FİYATLAMASINDA GELİŞMELER VE ALTINA DAYALI KİRA SERTİFİKALARI

Mart ayı başında ABD’de açıklanan teşvik paketlerinden dolayı altın fiyatlamasında önemli gelişmeler ortaya çıktı. Onstaki yükselme gram altını da yükseltince altın yatırımcısının yüzü gülmeye başladı ve beklentileri arttı.

18 – 22 Mayıs haftasında 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı %2,72 değer kazandı. Bu gelişmeler sonucunda getirilerindeki artış nedeniyle Altın Tahvilleri ve Altına Dayalı Kira Sertifikaları dikkat çekmeye ve talep görmeye başladı.

Altın ve onun getirileriyle ilgili iki yatırım aracı olan Altın Tahvili ile Altına Dayalı Kira Sertifikalarının getirileri aynı olsa da, özünde birbirinden farklıdır. Sertifika, tahvilden farklı olarak bir borçlanma yapısı değildir. Sahibine dayanak varlıktan doğan gelirden yararlanma hakkı sağlar. Tahvilde ise arkasında bir gayrimenkul işlemi yoktur ve sahibine tahvil karşılığında altın fiyatına endeksli TL cinsi faiz geliri sağlıyor.

Kira Sertifikası ve Altına Dayalı Kira Sertifikası Nedir?

Kira sertifikasını diğer yatırım araçlarından ayıran en önemli özelliği, bir faizsiz menkul kıymet olmasıdır. Diğer adı Faizsiz Bonodur. Uluslararası adı ise Sukuktur. Kira sertifikası ya da sukuk özellikle faiz hassasiyeti olan yatırımcılar düşünülerek oluşturulmuş bir araçtır.

2012 yılında ilk kez TL olarak ihraç edilen kira sertifikaları izleyen yıllarda çeşitlenerek 2017’den sonra altın ve döviz ile de satılmaya başladı. Katılım bankacılığı endeksleri bu sertifikaların vazgeçilmez hale geldiğini gösteriyor. Son aylarda ihraç edilen Altına Dayalı Kira Sertifikalarının işlem hacmi giderek artıyor.

Kira Sertifikası, bir varlığa sahip olma ya da ondan yararlanma hakkını gösteren bir menkul kıymettir. Sertifikalar, VKŞ tarafından satın alarak ya da kiralayarak devralınan varlıkların finansmanını sağlamak amacıyla düzenlenir.

VKŞ yatırımcılara fiziki altın karşılığında Altına Dayalı Kira Sertifikası satar, bu meblağ ile gayrimenkulü satın alır ve sonra satan şirkete bu gayrimenkulü geri kiralar. Gayrimenkulün kiralanmasından elde edilen kira gelirlerini de sertifika sahiplerine payları oranında dağıtır. Bu arada sertifika sadece nakit akımı değil, mülkiyet hakkı da vermiş olur.

Böylece bir varlık, gayrimenkul ya da hakkın menkul kıymet haline dönüştürülmesi ile bir finansal araç yaratılmış ve likit olmayan gayrimenkuller likit hale getirilmiş olur.

Altına Dayalı Kira Sertifikası Neden İhraç Edilir?

Altına Dayalı Kira Sertifikası ihracı ile yastık altındaki altının ekonomiye kazandırılması, sermaye piyasalarının gelişimine katkıda bulunulması, yurt içi tasarrufların arttırılması, yatırımcı tabanının genişletilmesi ve Hazine’nin nakit ihtiyacının karşılanması amaçlanıyor. Ancak en önemlisi ülke altın rezervlerinin güçlendirilmesidir. TCMB, bu altının munzam karşılıklarını alacağı için, TCMB’de altın rezervinin arttırılması hedefine ulaşılır.

Altına Dayalı Kira Sertifikası, finansman araçlarının çeşitlendirilmesi amacıyla başta emeklilik ve yatırım fonları olmak üzere kurumsal yatırımcılara yönelik olarak ihraç edilirler. Özellikle yatırım ve emeklilik fonlarındaki meblağların yönlendirildiği bir araçtır.

Altına Dayalı Kira Sertifikasının İhraç Süreci Nasıldır?

Bu yatırım aracına sahip olmak için onun Hazine’ce ihraç edilmesi gerekir. Altına Dayalı Kira Sertifikası Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen aracı bankaların şubeleri aracılığıyla ve doğrudan satış yöntemiyle ihraç edilir. Bu bankalar Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasası üyesi olmalıdır.

Altına Dayalı Kira  Sertifikası ihracının gerçekleşmesi için öncelikle talep toplama döneminde yatırımcı fiziki altınlarını aracı bankaya getirir. Yatırımcılar adına bu bankada bir Yatırım Hesabı açılır. Bu hesaplarda başka ürün hareketliliği olmazsa, banka hesap işletim ücreti almaz. Ek olarak bu hesap için Merkezi Kayıt Kuruluşu ücret de yansıtmaz.

Yatırım hesabı açıldıktan sonra, talep toplama tarihlerinde başvurulur ve Hazine’ce Altına Dayalı Kira Sertifikası ülke genelinde etaplar halinde ihraç edilir.

Toplanan fiziki altınlar eritilerek külçe altına çevrilir. Ardından Hazine Hesaplarına aktarılır. Sonra da yatırımcıların sahip oldukları gram altın miktarı yatırımcının aracı bankadaki Yatırım Hesaplarına aktarılır.

Yatırımcıların Yatırım Hesaplarında yer alan her 1 gram altın karşılığında 1000 adet Altına Dayalı Kira Sertifikası aktarılır.

Altına Dayalı Kira Sertifikasının İtfası Nasıl Gerçekleşir?

İtfa tarihinde yatırımcılar anaparalarını fiziki altın olarak (çeyrek altın ve/veya 1 kg külçe altın) isteyebilirler. Fiziki altın talep etmeyenlerin anapara ödemeleri vadesiz altın mevduat hesaplarına gram olarak kaydedilir.

Görüldüğü gibi sertifikanın itfasında fiziki altın veren, karşılığında yine fiziki altın alıyor. Yalnızca altının yeri, yastık altından çıkarak finansal sisteme entegre olduğu için değişmiş oluyor.

Sertifika, sahibine aynı zamanda belirli dönemlerde sabit getiri sağlıyor. Altına Dayalı Kira Sertifikasında kira geliri kira sözleşmesi uyarınca altın fiyatına endeksli olarak belirlenir ve TL cinsi kira getirisi sağlar.

Bu sertifikaların getirisi üzerindeki kaynakta kesilecek gelir vergisi oranı %0’dır. Bir başka deyişle 0 stopaj vardır. Ayrıca Altına Dayalı Kira Sertifikaları alım-satım kazancı da vergiden muaftır. Hazine’nin ihraç ettiği bu sertifikalarda 3 yıl vadeli sertifikada getiri %1,15.’tir. 2 yıl vadelide %1 ve 1 yıl vadelide %0,75’tir.

Altına Dayalı Kira Sertifikaları, Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasası’nda işlem görür. Dolayısıyla ikincil piyasalarda alınıp satılabilir, likiditesi oldukça yüksektir.

Kira sertifikalarında ve özellikle Altına Dayalı Kira Sertifikasındaki tüm bu gelişmeler sonucunda ihraçlar hızlandı. 2018’de tüm alternatif kamu iç borçlanma araçları içindeki payı %1’in altında olan Altın Tahvili ile beraber Altına Dayalı Kira Sertifikasının günümüzde bu payı %10’a yükseldi. Ayrıca Hazine’ce satış yöntemi de doğrudan satış yöntemi olduğu için, bu yöntem ihale yönteminin yanında önem kazanmaya başladı. Hazine, sertifika ihraçlarıyla 2018 sonrasında iç borçlanmada ihale yöntemi yerine, doğrudan satış yöntemini yayınlaştırmış oldu. Böylece ihale yöntemindeki piyasa yapıcılığı sistemi dışında kalan katılım bankaları Hazine’ye kaynaklık etmede kira sertifikaları ve doğrudan satış yöntemiyle devreye sokulmuş oldu.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

27.5.2021

HAZİNE’NİN DOĞRUDAN SATIŞLARI VE KİRA SERTİFİKALARI ÜZERİNE NOTLAR…

DİBS’lerin satışında kullanılacak yöntemin düşük maliyetli, senetleri geniş halk kitlelerine yayan ve kolay uygulanabilen bir yöntem olması, iç borç yönetiminin başarısı açısından önem taşır. Bu durum senetlerin farklı satış tekniklerinin varlığını gerektirir.

Hazine’nin en sık kullandığı DİBS satış yöntemi, ihale yöntemidir. İhale yöntemiyle senet ihracı 1985 yılının ikinci yarısından itibaren önem kazandığından DİBS’lerin daha düzenli ihracı ve yönetimi ortaya çıkmıştır.

Ancak iç borçlanmada ihale yönteminin yanında, Hazır Satış (TAP), Halka Arz ve Doğrudan Satış yöntemleri de bulunur ve bu ihraç yöntemlerine göre de DİBS’ler çeşitlenir.

1996 yılından bu yana kullanılan doğrudan satış yöntemi, her çeşit DİBS’in ihracı için kullanılmaz. Bu yöntem, özellikle Kira Sertifikası ve Döviz Cinsi Devlet Tahvilinin satış yöntemidir.

Kira Sertifikası, bir varlığa sahip olma ya da ondan yararlanma hakkını gösteren, sertifika sahibine belirli dönemlerde sabit veya değişken getiri sağlayan, ikincil piyasalarda alınıp satılabilen bir faizsiz menkul değerdir.

Dolayısıyla bir varlığın, bir gayrimenkulün veya bir hakkın menkul kıymet haline dönüştürülmesiyle bir finansal araç yaratılmış olur. Bu sayede de likit olmayan gayrimenkuller likit hale getirilir.

Kira Sertifikasının uluslararası piyasalardaki adı sukuk’tur. Sukuk, islami finans açısından faizin haram olarak kabul edilmesiyle, mütedeyyin kesimin yararlanabileceği şekilde yapılandırılmış bir menkul kıymet çeşididir. Hazine, Kira Sertifikasını ihraç ederek alternatif bir yatırımcı kesime ulaşmış olur. Ayrıca yurt dışı ihraçlarda özellikle Körfez sermayesine de ulaşmayı hedefler. Elbette Kira Sertifikalarına islami finans bakış açısına sahip olmayan yatırımcı da talep gösterir.

2012 yılı Ekim ayından itibaren Hazine, bünyesindeki Varlık Kiralama Şirketince ihraç edilen TL Kira Sertifikasının ardından bu menkul kıymetleri çeşitlendirdi ve Kira Sertifikaları TL yanında altın ve döviz ile de satılmaya başlandı.

Doğrudan satış yöntemiyle ilk başta yurt içi ve yurt dışı piyasada kurumsal yatırımcılara yönelik olarak ihraç edilen TL Kira Sertifikası, 2017’den itibaren Altın Tahvili ve Altına Dayalı Kira Sertifikası olarak bireysel yatırımcılara, Şubat 2019’da başta emeklilik ve yatırım fonları olmak üzere kurumsal yatırımcılara yönelik olarak da ihraç edilmeye başlandı.

Doğrudan satış yöntemiyle Kira Sertifikası dışında ihraç edilen Altın Tahvili ve Döviz Cinsinden Devlet Tahvillerinin de Hazine’nin ihraç listesine alınmasıyla, Aralık 2018’den itibaren Altın Tahvili ile Avro ve Dolar Cinsi Devlet Tahvillerinin doğrudan satış yöntemiyle ihracı başlamış oldu.

Doğrudan satış yöntemi, TCMB aracılığıyla ihale olmaksızın senet ihracını sağlar. TCMB, bu satışa ilişkin olarak Hazine’nin mali ajanlığını yapar. Hatta TCMB’nin bu idari işlemler nedeniyle yaptığı harcamaları da Hazine tarafından karşılanır.

Doğrudan satış yönteminde, Kira Sertifikalarının ve DİBS’lerin başlangıçta kime ve ne kadar satılacağı bellidir. Satışın yapılacağı kesimler; kamu kurumları, katılım bankaları, kamu/özel bankalar ile diğer finansal kuruluşlardır. Hazine bu kurumlara satışı doğrudan yapar.

Doğrudan satışın gerçekleştirildiği kurumlar, senet taleplerini doğrudan Hazine’ye iletir ve bu talep Hazine tarafından değerlendirilerek, piyasa koşulları çerçevesinde senedin getirisi belirlenerek ve karşı tarafla da mutabakat sağlanarak senet ihracı gerçekleştirilir (HMB, Kira Sertifikası Yatırımcı Kılavuzu).

Son yıllarda DİBS ihraç yöntemleri arasında doğrudan satış yönteminin ağırlığı giderek arttı. Çünkü tüm iç borçlanma araçları arasında Kira Sertifikası (TL, altın ve döviz) ve Altın/Döviz Cinsi Devlet Tahvili satışı hızlandı. Bu iki unsur arasında pozitif ilişki bulunuyor.

Söz konusu ilişkiyi rakamsal olarak kanıtlamak için, hem ihraç edilen DİBS’ler içindeki çeşitli Kira Sertifikalarının aldıkları paya hem de Kira Sertifikası/DİBS’lerin ihraç yöntemleri için doğrudan satış yönteminin payına bakmak gerekir (Tablo 1):

Tablo 1. İhraç edilen DİBS’ler içinde Kira Sertifikalarının Payı      
  2018 2019 2020
Avro ve Dolar Cinsi Devlet Tahvili ve Kira Sertifikaları 4 13 27,5
Altın Tahvili ve Altına Dayalı Kira Sertifikası 0,7 10 9,7
TL Cinsi Kira Sertifikası 5,9 4 6,6

Kaynak: İlgili Yıllar Kamu Borç Yönetimi Raporları’ndan derlendi.

Bulgular ve değerlendirme;

  • Kira Sertifikalarının tüm iç borçlanma araçları içindeki payı, ilk ihraç edildiği yıl olan 2012’de sadece %1,6 idi. 2015 yılında bu pay %4’e yükseldi.
  • Son üç yılda Kira Sertifikaları daha da çeşitlendi ve iç borçlanma araçları içindeki payı yükseldi. TL Cinsi Kira Sertifikasının son üç yılda satışında TL’deki değer kaybı nedeniyle durağanlık ortaya çıktı.
  • Son üç yılda Altın ve/veya Döviz Cinsi Kira Sertifikası/DİBS satışında sıçramalar yaşandı. Özellikle 2020 itibariyle Döviz Cinsi Tahvil ve Döviz Cinsi Kira Sertifikası tüm iç borçlanma araçları arasında %27,5’lik pay aldı.
  • Hem Altın ve Döviz Cinsi Devlet Tahvillerinin hem de Kira Sertifikalarının ihraç yöntemi doğrudan satış yöntemi olduğu için, bu yöntem ihale yönteminin yanında önem kazanmaya başladı. Hazine, 2018 sonrasında iç borçlanmada ihale yöntemi yerine doğrudan satış yöntemini yayınlaştırmış oldu.
  • 2016 yılında tüm DİBS’lerin %6,6’sı doğrudan satış yöntemiyle ihraç edilirken bu pay 2018 yılında %8,6’ya, 2019’da %28,3’e çıktı.
  • 2021 Ocak-Mart döneminde iç borçlanma araçlarının %49,2’si doğrudan satış yöntemiyle ihraç edildi.
  • DİBS’lerin ihale yönteminde ihracında, sektörün önde gelen bankalarının (üç tanesi kamu bankası olmak üzere toplam 11 banka) yer aldığı Piyasa Yapıcılığı Sistemi 2000’den bu yana alıcı olarak en önemli rolü oynuyor.
  • Faizsiz menkul kıymet olan Kira Sertifikası ihracında çoğunlukla faizsiz bankacılığın temsilcisi katılım bankaları rol oynuyor. Ancak katılım bankaları, ihale sisteminin temel taşıyıcısı piyasa yapıcılar arasında yer almıyor. O nedenle Kira Sertifikaları doğrudan satış yöntemiyle ihraç edilirken, piyasa yapıcılığı sistemi dışında kalan katılım bankaları Hazine’ye kaynaklık etmede doğrudan satış yöntemiyle devreye sokulmuş oluyor.
  • Hazine ihale yönteminde, kamuoyuyla DİBS ihale takvimini ve ihale sonuçlarını paylaştığından, bu yöntem oldukça şeffaftır. Oysa doğrudan satış yönteminde ihaleye çıkılmaz ve Kira Sertifikası gibi senetlerin başlangıçta kime ve ne kadar satılacağı bellidir. Dolayısıyla doğrudan satışın ihale yöntemi kadar şeffaf olduğu söylenemez.
  • Sonuçta Hazine son yıllarda artan Altın ve/veya Döviz Cinsi DİBS/Kira Sertifikası ihracı gerçekleştirirken ve özellikle kamu bankaları (ticari ve katılım) bu senetlerin alıcısı olurken, kamu bankalarının (ticari ve katılım) TCMB’deki hesaplarına döviz transfer etmekte ve senetler TCMB’deki teminat hesaplarına gönderilmektedir. Bu yolla hem kamu bankaları TCMB’den daha fazla TL borçlanarak piyasaya verdikleri kredi hacmini genişletmiş hem de TCMB kamu bankalarının döviz ve altın likiditesini almış olmaktadır.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

21.5.2021

HAZİNENİN KİRA SERTİFİKASI (SUKUK) İHRACI

Hazine, 7 Kasım 2023 tarihinde uluslararası sermaye piyasalarında kira sertifikası (sukuk) ihraç etti. İhracın vadesi 5 yıl ve tutarı 2,5 milyar $ oldu. Getiri oranı ise yüzde8,5. Son kira sertifikası ihracıyla birlikte Hazine 2023 yılında uluslararası sermaye piyasalarından toplam 10 milyar $’lık borç bulmuş oldu.

Bu ihraç Hazinenin bu yılki ilk sukuk ihracı. Yıl içinde üç ayrı tahvil ile dış kaynak bulmuştu. Yurt dışı piyasalarda 19 Ocak ve 14 Mart 2023’te toplam 5 milyar dolar tutarında iki tahvil ihraç etmişti. Vadeleri 10 ve 6 yıl olup getirileri de sırasıyla 9,75 ve 9,5 idi. Ardından 13 Nisan 2023’te Yeşil Tahvil ihracı gerçekleştirmişti. Vadesi 7 yıl ve yatırımcıya getirisi yüzde 9,3 oldu.

Türkiye’nin CDS primi son günlerde 400’ün altına geriledi. O nedenle bu kira sertifikası ihracında getiri oranı yüzde9’un altında kaldı. Ama yine de yüksek maliyetle dış borç buluyoruz. Üstelik iç borçlanmada da 6 ve 7 Kasım tarihlerindeki ihalelerde faiz oranı yüzde 42’ye ulaştı.

Hazine ve Maliye Bakanlığından yapılan açıklamaya göre Kira Sertifikası ihracına 200 yatırımcı, ihraç tutarının 3 katı kadar talep göstermiş. Yatırımcıların yüzde 45’i Orta Doğu, yüzde24’ü Birleşik Krallık, yüzde 18’i ABD, yüzde7’si diğer Avrupa ülkeleri, yüzde 4’ü Türkiye ve yüzde 2’si Asya’dan.

Kira Sertifikası, diğer adıyla Sukuk’a ilgi gösteren yatırımcıların bir ortak yanı var. Sukuk bir faizsiz menkul değerdirİslami finans açısından faiz haram olarak kabul edilirken, Sukuk da mütedeyyin kesimin yararlanabileceği şekilde yapılandırılmış bir menkul kıymet çeşidi oluyor.

Hazine, Kira Sertifikasını içeride ya da dışarıda ihraç ederek alternatif bir yatırımcı kesime ulaşıyor. Böylece yurt dışı ihraçlarda özellikle Körfez sermayesine de ulaşabiliyor. Elbette Kira Sertifikalarına islami finans bakış açısına sahip olmayan yatırımcı da talep gösteriyor.

O nedenle Kira Sertifikası Hazine Bonosu/Devlet Tahvili gibi Hazinenin diğer borçlanma araçlarından farklı olarak bir borçlanma yapısı değil. Tahvil, sahibine faiz geliri sağlıyor. Hatta tahvil altına endeksliyse altın fiyatına endeksli TL cinsi faiz, dövize endeksliyse dövize endeksli TL cinsi faiz getirisi sunuyor.

Ama Kira Sertifikası (sukuk) bir varlığa sahip olma ya da ondan yararlanma hakkı sağlıyor ve o dayanak varlık da bir gayrimenkul oluyor. Dolayısıyla bir varlığın, bir gayrimenkulün veya bir hakkın menkul kıymet haline dönüştürülmesiyle bir finansal araç yaratılmış oluyor. Bu sayede de likit olmayan gayrimenkuller likit hale getiriliyor.

Kira Sertifikası, bir varlığa sahip olma ya da ondan yararlanma hakkını gösteren, sertifika sahibine belirli dönemlerde sabit veya değişken getiri sağlayan, ikincil piyasalarda alınıp satılabilen bir faizsiz menkul değerdir.

Hazinenin ihraç ettiği tüm sukuklarda getiri sadece TL’ye dayanmak zorunda değil:

Kira Sertifikası sahibine, gayrimenkulün kiralanmasından elde edilen kira gelirini payına göre dağıtıyor ve bu kira sözleşmesine göre bir kira getirisi sağlamış oluyor.

Hazine, 2012 yılı Ekim ayından itibaren bünyesindeki Varlık Kiralama Şirketince TL cinsi Kira Sertifikası ihraç etmeye başladı. Ardından bu menkul kıymetleri çeşitlendirdi ve Kira Sertifikaları TL yanında Altın ve Döviz ile de satılmaya başlandı. Bu durumda kira getirisi altın fiyatına ya da dövize endekslenmiş oldu.

Kira Sertifikalarının iç piyasada alıcısı çok. 2017 sonrasında Kira Sertifikaları daha da çeşitlendi ve iç borçlanma araçları içindeki payı yükseldi. Zaten TL Cinsi Kira Sertifikasının satışında TL’deki değer kaybı nedeniyle durağanlık ortaya çıkmıştı. Toplam ihraç edilen Kira Sertifikalarının içinde TL cinsi olanın payı düşerken Altına Dayalı ve Döviz Cinsi Kira Sertifikalarının payı arttı.

İlk başta yurt içi ve yurt dışı piyasada kurumsal yatırımcılara yönelik olarak ihraç edilen TL Cinsi Kira Sertifikası, 2017’den itibaren Altına Dayalı Kira Sertifikası olarak bireysel yatırımcılara, Şubat 2019’da başta emeklilik ve yatırım fonları olmak üzere kurumsal yatırımcılara yönelik olarak da ihraç edilmeye başlandı.

Kira Sertifikalarının satışı DİBS’lerden farklıdır:

Kira Sertifikalarının Hazinece satışı Doğrudan Satış yöntemiyle gerçekleşiyor. Esasen Hazine’nin en sık kullandığı DİBS satış yöntemi, 1985 yılının ikinci yarısından itibaren önem kazanan ihale yöntemidir.

Kira Sertifikalarının ve ayrıca Altın ve Döviz Cinsi Devlet Tahvillerinin ihraç yöntemi doğrudan satış yöntemi olduğu için, bu yöntem ihale yönteminin yanında önem kazanmaya başladı. Böylece Hazine Kira Sertifikası ihraçlarıyla 2018 sonrasında ihale yöntemi yerine doğrudan satış yöntemini yayınlaştırmış oldu.

Hazine ihale yönteminde, kamuoyuyla ihale takvimini ve ihale sonuçlarını paylaştığından, bu yöntem oldukça şeffaftır. Oysa doğrudan satış yönteminde ihaleye çıkılmaz ve Kira Sertifikası gibi senetlerin başlangıçta kime satılacağı, kimlerin görevlendirileceği bellidir. Satışın yapılacağı kesimler, bankaların adları vs. Bakanlık internet sitesinde ihraç öncesinde ilan edilir. Dolayısıyla doğrudan satışın ihale yöntemi kadar şeffaf olduğu söylenemez.

Kira Sertifikalarının tüm iç borçlanma araçları içindeki payı yükselirken, Hazine borçlanma araçlarının ihraç yöntemleri arasında da doğrudan satış yönteminin payı artmaya başladı. 2016 yılında tüm DİBS’lerin yüzde6,6’sı doğrudan satış yöntemiyle ihraç edilirken bu pay 2018 yılında yüzde8,6’ya, 2019’da yüzde28,3’e çıkarken son dönemde yüzde 35’e ulaştı.

DİBS’lerin ihale yöntemiyle ihracında sektörün önde gelen bankalarının yer aldığı Piyasa Yapıcılığı Sistemi 2000’den bu yana alıcı olarak en önemli rolü oynuyor. Bu bankaların üçü kamu bankasıdır. Aralarında katılım bankası yoktur.

Katılım bankaları, ihale sisteminin temel taşıyıcısı piyasa yapıcılar arasında yer almamalarına rağmen, borçlanmada Hazineye kaynaklık payı arttı. Nasıl oldu? Kira Sertifikaları sayesinde.

Kira Sertifikalarının ihraç yöntemi doğrudan satış olduğu için, piyasa yapıcılığı sistemi dışında kalan katılım bankaları kira sertifikasının ihracı nedeniyle Hazine’ye kaynaklık etmede doğrudan satış yöntemiyle devreye sokulmuş oluyor. Görüldüğü gibi Kira Sertifikası faizsiz bir menkul değer olduğu için, onun ihracında çoğunlukla faizsiz bankacılığın temsilcisi katılım bankalarının rolü artmış oluyor.

TCMB REZERVLERİ VE DIŞ BORÇ ÖDEME KAPASİTESİ

 

Türkiye gibi yurt dışından kendi para birimiyle borçlanamayan ülkeler, dış borçlarını ödemede dövize ihtiyaç duyar. Döviz varlıklarının hacmi ölçüsünde borçlarını ödeyebilir ya da ödemek için yeniden borçlanması gerekir.

Genellikle ihracat, turizm geliri, merkez bankası rezervleri borçlu ülkenin döviz varlıkları olanağını gösterir. Buna göre de dış borç ödeme kapasitesini ölçmede, ihracat ve merkez bankası rezervlerine bakılır.

Türkiye’de dış borcun döviz gelirleri ile kapatılması gereği, Merkez Bankası rezervlerini gündemde tutuyor. Merkez Bankası rezervleri çok önemli ekonomik, siyasal işlevlerinin yanında dış alacaklılara borçların ödenebileceğine dair güven veriyor. Aksi halde ülkenin daha ağır şartlarda (yüksek faiz, kısa vade vb) borç bulmasına yol açıyor.

Ülke merkez bankası rezervlerinin dış borç stokuna oranı, dış borç ödeme kapasitesinin en önemli göstergelerinden biridir. Güçlü rezerv ve rasyonun yüksekliği, borç verecek yabancı kuruluşlar ve hükümetler nezdinde ülkenin kredibilitesini arttırmasını sağlıyor.

Grafik 1’de, Türkiye’nin dış borç stoku verilerinin düzenli yayınlandığı 1989 yılından günümüze dış borç ödeme kapasitesi, Merkez Bankası Brüt Rezervlerinin Brüt Dış Borç Stokuna oranlanması üzerinden görülebilir.

Grafik 1. TCMB Brüt Rezervleri / Brüt Dış Borç Stoku

Brüt Dış Borç Stoku, Kamu sektörü, özel sektör ve TCMB dış borçlarından oluşmaktadır.

Veriler, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye Dış Borç İstatistikleri ve TCMB EVDS’den derlenmiştir.

1994 ve 2000-2001 gibi kriz yılları, Merkez Bankası rezervlerinin dış borçları karşılama olanağının en zayıf olduğu yıllardır. 2004 yılı sonrasında ise artan dış borç stokuna rağmen dünyada sermaye bolluğu yaşandığından ve Türkiye yabancı sermaye çekebilen bir ülke konumunda olduğundan Merkez Bankası rezervlerindeki artış, borçluluğun artmasına rağmen söz konusu oranın yükselmesini sağlamıştır.

2008 küresel krizinin ardından 2009 ve 2011 yıllarında rezervlerin bu karşılama olanağı zayıflamıştır. 2013’den itibaren Merkez Bankası rezervleri giderek gerilemiş ve rezervlerin dış borç stokuna oranı düşmeye başlamıştır. En büyük rezerv kaybı, pandemi kriziyle mücadele edildiği, yükselen kura müdahale esnasında Merkez Bankası kaynaklarına sık başvurulması nedeniyle ortaya çıkmıştır. Rezervler eksilirken özel sektör borçluluğu kur şokları nedeniyle azaldığından, söz konusu rasyo kısmen yükselmiştir.

Görüldüğü gibi ülke merkez bankası rezervleri dış borçlanma olanağının önemli bir belirleyicisidir. Resmi hükümetler, uluslararası finans kuruluşları ve özel statülü borç veren kurumların borçların geri ödenmesi taleplerine dair bir güven unsurudur. Rezerv eksikliğinin düzeyi ve/veya dış borç stoku artış hızının derecesine göre ülkeler dış borç servisini karşılamak için borcu borçla finanse etmek zorunda kalabilir.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

19.04.2021

KÜRESEL GELİRDEN PAY ALAMAYANLAR, PANDEMİYLE MÜCADELEDE EN ZAYIF HALKA OLACAK

 

Her ülkenin farklı dönemlerdeki farklı milli gelir düzeyleri, “küresel gelir”i oluşturur. Böylelikle her ülke üretim faktörlerinin bileşimi ve verimliliği ölçüsünde bu büyüklüğe katkıda bulunurken, küresel gelirin ülkeler arasındaki dağılımı da farklılaşır.

Ülkelerin küresel gelirden aldıkları pay ne kadar dengesiz olursa, en düşük gelirli ve gelişmekte olan ülkelerdeki üretim faktörleri gelişmiş ülkelere doğru akışkanlık göstermeye başlar. Haliyle günümüzde karşılaştığımız göç gibi insan hareketlilikleri ortaya çıkar. Özellikle pandemiyle tüm dünya mücadele ederken, COVID-19’un yayılmasını engellemek de zorlaşmaya başlar.

Dünya ekonomisinde en büyük yedi ekonomi birliğindeki G-7 ülkeleri (Almanya, ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Kanada), 2009 yılında küresel gelirden %40.8’lik pay alıyorlardı ve dünya ticaretinin %36,2’sini ellerinde tutuyorlardı. Bu yedi ülkede dünya nüfusunun %10.9’u yaşıyordu.

2009’dan itibaren gelişmiş 7 ülkenin küresel gelirdeki ve dünya ticaretindeki payında kayda değer bir azalış ortaya çıktı. Üstelik dünya hasılası artmaya devam ederken.

Halen gelişmekte olan ülkeler oldukları için G-7’de yer almayan Çin ve Hindistan’ın, hem küresel gelirde hem de dünya ticaretinde son 15 yılda daha fazla söz sahibi olması, G-7’nin performans düşüklüğünün en önemli nedeni.

Ancak dünya sadece gelişmiş ülkelerden ibaret değil, yoksul halklar da var. Bunlar; Ağır Borçlu Ülkeler ve En Düşük Gelirli Ülkelerde yaşıyorlar. Küresel gelirin dağılımına dahil olan 39 ağır borçlu ülke ve 57 en düşük gelirli ülke mevcut. Bu ülkelerin çoğunluğu “üçüncü dünya ülkeleri” olarak anılıyor.

2009 yılında 39 ağır borçlu ülkenin nüfusu, dünya nüfusunun %8.8’i ve küresel gelirdeki payları da %2.1’di. Ağır borçlu ülkelerin nüfusu 2020’de dünya nüfusunun %10.4’üne ulaştı.

En düşük gelirli 57 ülkede 2014 yılında dünya nüfusunun %19’u yaşıyordu ve bu 57 ülkenin milli geliri, küresel gelirin sadece %4.2’siydi. En düşük gelirli ülkelerde yaşayanlar, 2020’de dünya nüfusunun %20’sini geçti.

2009’dan günümüze 96 yoksul ülkenin dünya hasılasından ya da ticaretinden aldığı payda herhangi bir önemli gelişme ortaya çıkmadı. Sonuçta bu en şanssız ülkelerde yaşayan dünya nüfusunun %30’u, küresel büyümenin nimetlerinden hiç faydalanmaksızın ve katkı sağlamaksızın yaşamaya devam ediyorlar.

Dolayısıyla gelişmiş 7 ülkenin dünya nüfusu içindeki payı azalırken, en düşük gelirli ve ağır borçlu ülkelerin nüfus içindeki payı son yıllarda giderek artıyor.

Tüm dünyayı bir yılı aşkın süredir kasıp kavuran COVID-19 pandemisinden kurtulmanın yolu, virüs taşıyan son insanı dünyanın neresinde olursa olsun aşılamak/tedavi etmekten geçiyor. Ancak anlaşılan dünya nüfusunun %30’unun kaybedecek fazla bir şeyi yok. Sağlık başta olmak üzere. Ve bu nüfusun aşı/tedaviye kavuşturulması, esasen gelişmiş ülkelerin en büyük sorunu ve sorumluluğu. Bu sorunu çözme sorumluluğunda alınacak yol ise gelişmiş ülkelerin küresel gelir ve dünya ticaretindeki yeni yerlerini belirleyici olacak

SERVET VERGİLERİ, EŞİTSİZLİK VE PANDEMİ

 

Vergilerle gelir elde etme (fiskal amaç) amacı ön planda olmakla beraber, gelir dağılımındaki eşitsizliği giderme gibi mali olmayan bir amaca da ulaşılır. Gelir dağılımında adaleti sağlayacak temel kriterlerden biri, ödeme gücüne göre vergilemedir. Servet, bir ödeme gücü göstergesidir. Serveti olan ile olmayanı birbirinden ayırabilmek için, hem servet sahipliği hem de servet transferi üzerinden vergi alınması, adil gelir ve servet dağılımı için gereklidir.

Ayrıca gelir dağılımı ile servet dağılımı arasında bir korelasyon vardır:

  • Servet, hem gelirden ortaya çıkan bir sızıntıdır hem de gelir yaratma özelliğine sahiptir.
  • Servet, gelir getirse de getirmese de sahibine gelecekteki işsizlik ya da hastalık olasılığına karşı güven duygusu verir.
  • Servet, sahibine sosyal mevki, ün ve prestij gibi faydalar sağlar.

Gelir dağılımının adil hale getirilmesinde yol alamayan ülkeler, servet eşitsizlikleriyle mücadele etmek zorunda kalıyor. Üstelik ekonomik istikrarsızlıklar, salgın hastalıklar ve doğal afetlerle gelir ve servet eşitsizlikleri daha da büyüyor.

İşte tüm bu olağanüstü şartlar, her ne kadar olumsuz bir hava solutsa da bazı kesimler için eskiye göre daha güçlü bir yeniden yapılanma fırsatı sunuyor. COVID-19 pandemisi de bazı kesimler için yıkıcı sonuçlar yaratmaya devam ediyor ama umduğundan fazla gelir servet edinen kesimler de mevcut. Her iki kesim aynı toplumda, değişen ödeme güçleriyle bir aradalar.

Zengin ile yoksul arasındaki makasın açılması ve servetin belirli kesimlerin elinde toplanması, pandemiyle mücadelede alınan önlemlerin yarattığı iş-gelir kaybı, devletlerin artan sağlık harcamaları ve böyle bir pandemiye bozulan ekonomik göstergelerle yakalanan ülkeler, birer birer gelir kaynakları araştırmaya başlıyorlar. 2020 biterken önce Rusya ardından Arjantin, servet vergisi kanunu çıkardılar.

Zaten pandemi olmasa da eşitsizlik içinde bir dünyadayız. Ünlü ekonomist Thomas Piketty’nin de yazarları arasında bulunduğu 2018 yılında yayınlanan Dünya Eşitsizlik Raporu[1]na göre;

  • Son 30 yılda eşitsizlikteki artışta özellikle Rusya ve Çin’e dikkat çekiliyor.
  • 2016 yılında Rusya’da nüfusun en zengin %10’luk kesiminin milli gelirden aldığı pay %46, Çin’de ise bu oran %41.
  • Rusya’nın sosyalist sistemden kapitalizme geçişinin, Çin’in aşırı devlet denetimine sahip olmasının gelir ve servet eşitsizliklerini arttırıcı rol oynadığına inanılıyor.

Rusya ekonomisi pandemi nedeniyle 2020 yılında %3,1 oranında küçüldü. Arjantin ekonomisi daha kırılgan ve küçülme oranı %10 olarak gerçekleşti (IMF, WEO, Nisan 2021, s. 132).

Tüm dünya ülkeleri gibi onlar da pandemide can kayıpları yaşadılar ve maddi zorluklarla karşılaştılar. Zorluklarla mücadelede her iki ülkenin ortak kararı, servet vergisi almak oldu. Servet vergileriyle, hem bir defaya mahsus Hazineye irat sağlamayı hem de eşitsizlikleri gidermeyi amaçlıyorlar.

İtalya, İspanya ve Fransa gibi Avrupa ülkeleri de pandemi nedeniyle sağlık sistemi eleştirilen, yüksek sayıda kayıp veren ve yüksek kamu borç stokuna sahip ülkeler. Üstelik küçülme oranları rekor düzeyde. IMF’nin son verilerine göre (WEO, Nisan 2021, s. 131) 2020 yılında Fransa %7, İspanya %9,1 ve İtalya %8,1 oranında küçüldü. Ama bu ülkeler birer Avrupa Birliği ülkesi ve Avrupa Birliği içinde “Avrupa Dayanışması” ile “Avrupa Merkez Bankası imkanları” sayesinde finansman sorunlarını çözebiliyorlar.  Servet vergilerini ekonomik ve sosyal yaşamın gündemine taşımıyorlar.

Arjantin’de önerilen servet vergisi, 2,4 milyon $ – 36 milyon $ arasında serveti olanlardan %2 ile %3,5 arasında değişen vergi oranlarına sahip. Daha zengin olanlar daha çok vergi ödüyor. Ülke dışında, özellikle Uruguay’da serveti bulunanlar için vergi oranı %5,25 olacak.

Rusya’nın Robin Hood vergisi ise tek oranlı tarifeye sahip. 1 milyon rublenin üzerindeki banka hesaplarının faiz gelirlerinden %13 oranında vergi alınıyor.

Servet vergisi yerine başka çözümler de var…

Amaç gelir elde etmekse;

  • Gereksiz kamu harcamalarının kısılması, israfın önlenmesi bir çözümdür.

Amaç, gelir-servet eşitsizliklerini azaltmaksa;

  • Serveti tabana yaymakta geç kalmamak gerek. Orta ve uzun vadede ülkeleri zenginleştirecek ve gelir-servet eşitsizliği seviyelerini kontrol altına alacak bir yöntem de; beşeri sermayeye bir an önce yatırım yapılmasıdır. İnsana yapılan yatırımın getirisiyle servetin tabana yayılması sağlanacaktır.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

09.04.2021

[1] https://wir2018.wid.world/files/download/wir2018-summary-turkish.pdf